4 Temmuz 2022
Yaralarımızın kabukları kalkar, hatta biz koparırız,
kanatsak da… Koparttığımız kabuğu, acılar kavanozuna, diğer kabukların yanına
koyarız… Kanamıştır ya yara; daha hassastır her yeni darbeye, olsun’lanırız,
izi kalacaktır; biliriz, varsın kalsın’lanırız...
Kopup kavanoza
kaldırılan her kabuk, yeniden kanayan her yara, hassaslaşsa da kalsa da izi;
hepsi ama hepsi eksilten bütünlüğün parçasıdır... Olmasaydı öyle; yeniden
yeniden sevemez, tekrar tekrar düşemezdik umut denizine, bakamazdık göğe...
Olmasaydı yaralarımız...
Olmasaydı olmazdık... “Keşke hiç yara almasak” demek; nahiflik değil
naifliktir...
Koşa koşa, düşe
kalka devam etmeli... Göğe bakmalı, gülümsemeli, uzanıp kendi yanağımızdan
öpmeli...
D.K.
5 Temmuz 2022
Son bir haftada çocuklarda Covid nedeniyle yatış alan hasta tablosunu ve sayısındaki artışı dehşetle inceledim. Böyle bir artış en son Noel dönemi olmuştu. Ki yoğun bakım yatışta da %0,3 artış var.
Bu durumda politikacılara, şimdiki iktidara verip veriştirmek geldi içimden. Sonra dedim ki kendi kendime; insan kendine verilen aklı kullanmaktan ne kadar aciz. Politikacılar tak dedi diye takılan maske çıkar dedi diye çıkartılıyor. Oysa iki buçuk yıldır yaşıyoruz bu virüsle, politikacıların önceliği ekonomiyi korumaksa insanın önceliği kendini ve sevdiklerini (bu virüsten) korumak olmalı, mademki ekonomik nedenlerle kapama yapılmıyor -ki ben de bu görüşteyim- maske takmak, mesafe korumak bu kadar zor olmamalı.
Ama nerdeeee?!... Dün alışveriş amaçlı şehre gittim. Yaz geldi, nicedir kendime bir şey almıyorum, yeni bir elbise belki ayakkabı falan, demiştim. Kimsede, abartmıyorum, hiç kimsede maske yoktu. Ne diyebilirim ki...
Neyse, öyle işte!..
D.K.
6 Temmuz 2022
Siz hiç soğuktan kan dolaşımı durduğu için ayakları kesilmiş bir çocukla tanıştınız mı? Ben tanıştım.
Siz hiç soğukta dönerek ölmüş bebeğinin cesedini göğsüne sımsıkı bastırmış bir annenin “vermem bebeğimi, ölmedi o, sadece üşüdü, ısıtırım ben şimdi onu koynumda” diyen bir annenin çaresizce kendisini kandırışına şahit oldunuz mu? Ben oldum.
Bir babanın kendisine içmesi için verilen suyu “çocuklar ve anneleri biraz geride kaldı, onlar susamıştır” diyerek ceketinin içine saklayışını gördünüz mü? Ben gördüm.
“Annen, baban nerede?” diye sorduğunuz çocuktan “onlar öldü yolda, diğerleri yanına aldı” cevabını duydunuz mu? Ben duydum.
“Babam annenin elini hiç bırakma ben gelene kadar, dedi” diyerek ölmüş annesinin elini sımsıkı tutmuş hüngür hüngür ağlayan bir çocuğun saçını okşayıp gözlerin içine baka baka “geçecek, her şey geçecek” diye yalan söylediniz mi? Ben söyledim.
Oturduğu yerden sınır, vatan, milliyet diye afra tafra yapanların çoğu, çaresizliği tatmamış insanlardır. En zor şartlarda dahi olsa hayatına devam edebilen, kendilerini idame edebilen insanlardır.
Ucunda ya donarak ya boğularak ya açlık, susuzluktan ya da herhangi başka bir sebepten ölüm olabileceğini bile bile yola koyulan insanlar ne kaçtıkları topraklarda yaşananlardan ne de sığındıkları topraklarda yaşananlardan sorumludur.
Bir ülkede suç,
savaş, yoksulluk hüküm sürüyorsa; bunun sorumlusu, ülkeyi yönetenler doğrusu
yönetemeyenlerdir. Savaştan, suçtan, yoksulluktan, kıyımdan nemalananlardır.
Yaldızlı saltanatlarında karanlık fikirlerini parlatanlardır.
D.K.
7 Temmuz 2022
Her meslek
grubunda olduğu gibi; hekimlerin de grev hakkı vardır.
Ancak ben
insanlara hekimlerin iş bırakma eylemi yeterince doğru aktarılmadığını
düşünüyorum. İş bırakmada acil hastaya müdahale edilmeyeceği sanısı uyandı çoğu
insanda. Bu durum bir an evvel kamuya düzgün bir dille aktarılmalı.
Öfkenin ve
şiddetin hızla arttığı şu dönemde bu yanlış fikir birçok meslektaşı daha çok
tehlikeye atacaktır.
D.K.
Orada ateşin ortasında olanlara akıl vermek haddim değil...
D.K.
Hala siyaset
karıştırmayın diyenler; kurulan barikatı, indirilen yumrukları, atılan
tekmeleri sıkılan gazı ne sanıyor acaba!..
Siyaset karıştırmayın diyenlerin sesi bu kadar çok çıkmasaydı belki halk faşizmin ayak seslerini duyacaktı.
D.K.
Fahrettin Koca: “Sağlık çalışanımıza, hekim arkadaşlarımıza kalkan her el,
toplumumuzun, halkımızın canına kastetmiş anlamına gelir.”
Öyle... Ve bugün devletin polisinin eli, ölen meslektaşlarının yası ile
içlerindeki kırgınlığı, kızgınlığı ifade etmek adına anayasal haklarını
kullanan, barışçıl bir eylemle “sağlıkta şiddete son” diyen sağlık
çalışanlarına, hekimlere kalktı.
Anlatım ve ifade oldukça açık...
D.K.
Aslında anlar ve
anlamaz ayrımı yapılmadan üstüne basa basa tekrarlanmalıydı bu husus daha ilk
iş bırakma eyleminde. Bugün o kadar çok yorum okudum ki bu ayrımın farkında
olmayanın çoğunlukta olduğunu gördüm, hele ki bilinçli bir şekilde bilgiden
uzaklaştırılmış insanlarda.
Bazen denk
geliyorum yine bazı yorumlarda cahillikle suçlanıyor insanlar, ancak, onlara
öğrenme imkanı, önce kendini sonra olup biteni anlama, kavrama imkanı
sunulmadığı sürece böyle bir suçlama doğru değil. Eskiden hiç olmazsa okullarda
eğitimde fırsat eşitliği vardı, ailenin sunamadığı -ki bu da onların yaşam
standartları ile örtüşük- bilgilenme imkanı, aldığı bilgiyi kullanma imkanı
oluyordu çocukların, gençlerin.
Ve her şeyden öte
kötülükten beslenen şuur bu kadar organize ulaştırılmıyordu insanlara.
Asiliğini gösteren herkes, hangi meslek grubundan olursa olsun hedefe konuyor
yıllardır. Sadece doktorlar değil, gazeteciler, hukukçular, öğretmenler ve
nicesi bu kötülükten payına düşeni hak etmedikleri halde fazlaca aldı, alıyor.
İşte o yüzden, dün öldürülen insanlar ve öncesinde ölen niceleri, iş
cinayetleri, kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri... hepsinin ama hepsinin
katili sistemdir... Cehaletin, yoksulluğun, büyüyün kinin ve cinayetlerin
sorumlusu sistemdir, yönetimdir... O yüzden siyaseti karıştırmayın denilen her
husus aslında siyasetin ta kendisidir...
D.K.
11 Temmuz 2022
Bazen sadece
üzgün oluyor insan.
D.K.
13 Temmuz 2022
Türkiye’de
hekimlere yönelik şiddet gün geçtikçe artmakta. Ve maalesef bunun sebebi de
birçok yanlışta olduğu gibi şimdiki yönetim. Ülkenin son yirmi yılına bakınca
birçok mesleğin, kurumun nasıl itibarsızlaştırıldığını da beraberinde görüyor
insan.
Ekrem
Karakaya’nın görevi başında bir hasta yakını tarafında öldürülmesi ardından hekimler
iki günlük iş bırakma eylemi yaptı. Bu anayasal bir hak olduğu halde yine
iktidara yakın kesimlerce bu eylem halka çarpıtılarak yansıtıldı. Bu söylemler
nefreti iyice körükleyen, şiddete teşvik eden türdendi.
Öte yandan
toplumdan hekimlere destek sesi de yükseldi. Bunlar arasında dikkatimi
çekenlerden biri hastane girişine x-ray cihazı konulması, hastaneye girenlerin
aranması talebi oldu. Alışveriş merkezlerine elini kolunu sallayarak giremeyen
hastaneye nasıl giriyor, dendi.
Düşündüm, on yedi
yıl önce yani ben buraya gelmeden Bakırköy’de iki alışveriş merkezi vardı.
Carousel ve Galeria. Şimdi kaç tane var bilmiyorum ama AVM’lerin mantardan
hızlı türediğini biliyorum. Ki o dönemde de Carousel’e güvenlik kontrolünden
geçilip girilirken hemen yanındaki Acıbadem hastanesine rahatça giriliyordu.
Olması gereken
nedir peki?
“Suç olmayan
yerde suça yönelik alınan her önlem suça teşvik eder.” der kitle psikolojisinin
kurucusu olarak kabul edilen Le Bon. Öte yandan biliriz ki insanın doğduğu
andan itibaren en ihtiyaç duyduğu duygu güvendir. Önlem, kişinin güven
duygusunu pekiştirir.
Sırf bu ikilem
dahi hastane girişinde güvenlik kontrolünün zorluğunu anlatmaya yeterlidir. Öte
yandan, hekim, hastayı iyileştirme ona yardım etme derdindeyken kendi hayatı
için endişe duymak zorunda değildir. Bu psikolojik baskı hekimin doğru
çalışması üzerinde dahi etkili olur. Ve acil kapısında belki de saniyeler
önemliyken hangi kontrol uygulanabilir. Bir ikilem daha.
AVM
girişlerindeki güvenlik kontrolüne dönecek olursam; bir ülkede AVM girişinde
güvenlik kontrolüne gerek duyuluyorsa bu aslında o ülkede genel anlamda bir
güvenlik sorunu olduğunun ispatı değil midir? İyileştirmenin kökten yapılması
gerekmez mi?
Örneğin
Almanya’da bırakın hastane, alışveriş merkezini havaalanına girişte dahi
güvenlik kontrolünden geçilmez. Yine de bilinir ki havaalanı en güvenli
yerlerden biridir.
Peki Almanya’da
sağlık çalışanları hiç mi şiddet maruz kalmaz? Maalesef bu soruya hayır cevabı
veremem, nadir de olsa Almanya’da da sağlık çalışanlarına yönelik şiddet
vakaları vardır. Ki birkaç yıl önce dolaylı yoldan birine dahil oldum. Nöbetçi
olduğum bir gece kayıtta bağrışma ve ardından Türkçe küfürler duyunca öne
geldim. Ailenin Almanca bilmediği sanısıyla Türkçe yardım etmek istedim.
Aileden sakin olmalarını, küfretmeden, tane tane çocuğun neyi olduğunu
anlatmalarını rica ettim, çocuğun ateşi vardı, aileye sakince
endişelenmemelerini, bu yaşta enfeksiyona bağlı ateşlenmelerin sık olduğunu,
ateşinin korkuya yer verecek kadar yüksek olmadığını söyledim, baba ısrarla
önce kendi çocuğuna bakılmasını istiyordu, bunun mümkün olmadığını söyleyince
baba bana küfretmeye başlayıp gebertmekle tehdit etti. Sinirlenip bekleyen tüm
çocukların tedaviye ihtiyacı olduğunu kendi oğlunun önceliği olmadığını
söyledim yüksek sesle. O sırada normal şartlar altında klinikte görmenin mümkün
olmadığı güvenlikten sorumlu arkadaşlar geldi, babayı dışarı çıkardı, baba
dışarı çıkarken bana hala küfrediyordu, güvenlikten sorumlu arkadaşlar babanın
tekrar içeri girmesine izin vermedi. Çocuk, annesinin kucağında kalmış
bekliyorlardı, çocuk da anne de ağlamaya başladı. Sırası geldiğinde çocuk ve
annesi çağrıldı, ben üstlendim, anneyle konuşmak istiyordum, tahmin ettiğim
üzere sıradan bir üst solunum yolu enfeksiyonu vardı çocuğun, haddim olmadan
anneye eşinin öfke kontrol sorunu olup olmadığını evde kendisine ya da
çocuklara şiddet uygulayıp uygulamadığı sordum, gözlerini kaçırdı kadın, başını
öne eğdi, cevap vermedi, peki, dedim, konuşmaya ihtiyacı olursa beni
bulabileceğini, çocuk için endişelenmesine gerek olmadığını, birkaç güne
düzeleceğini ekledim. Kadın odadan çıkarken, Allah razı olsun doktor hanım, ne
olur beyimin kusuruna bakmayın, altı kızdan sonra bu erkek olunca üstüne
titriyor, çok korkuyor bir şey olacak diye, dedi. İçim acıdı. Kız çocuklarından
kıymetli bir erkek daha büyüyor diye düşündüm. Geçmiş olsun, dedim ve
tekrarladım, şiddet konusunda ihtiyacınız olursa lütfen bana gelin. Gelmedi,
gelmeyecektir de. Güvenlikten sorumlu arkadaşlar aileye arabalarına kadar eşlik
etti, rapor tutuldu, ben de hasta yakınına sesimi yükselttiğim için ikaz aldım,
ancak ardı gelmedi. Merak ettim klinikte daha evvel böyle durumlar yaşanmış mı
diye arşive baktım. 1973 yılından bu yana 7 olay rapor edilmiş, benim dahil
olduğum 8. Ne acıdır ki müdahillerin hepsinin adını ve soyadını ana dilimde
okuyabiliyordum. Bu utanç verici ayrıntı bile Türkiye’de yaşanan dramı
özetliyor.
Hukukun olması
gerektiği gibi işlediği ülkelerde şiddet her daim daha azdır. Buna bir de
anaokulunda başlayan saygı, hoşgörü ve etik değerler eklenince her şey daha
insani daha yaşanılır bir hal alıyor.
Ne yapmalı ne
olmalı da insan hayatını korumaya, iyi etmeye yemin etmiş insanlar yeniden
korkmadan, gitme arzusuyla yanıp tutuşmadan, diplomalarını yakıp yırtmadan
mesleklerine aşkla dönsün?
Mevcut hükümetle
maalesef bu mümkün değil, bu en temel gerçek.
Adil bir seçim
yapılabilir ve hükümet değişirse; ilk görev, sadece hekimlere değil,
itibarsızlaştırılmış her mesleğe itibarını geri getirmek olmalı, eğitim
sisteminde kökten bir değişiklikle yeniden eğitimde fırsat eşitliğinin olduğu
sisteme geçilmeli, çocuklara, gençlere okullarda eşitlik, hoşgörü, saygı ve
etik değerler öğretilmeli, hukuk bağımsız, basın yayın tarafsız olmalı. Ve
elbette tüm bunlar sürdürülebilir olmalı ki 20 yılın kaybı 20 yılda geri
kazanılabilsin.
Bir ülkede hukuk,
eğitim, sağlık ve haber alma sistemi doğru işlemiyorsa o ülkede hiçbir şey
doğru işlemiyor demektir.
Ve bir ülkede
suç, savaş, yoksulluk hüküm sürüyorsa; bunun sorumlusu, ülkeyi yönetenler
doğrusu yönetemeyenlerdir. Savaştan, suçtan, yoksulluktan, kıyımdan
nemalananlardır. Yaldızlı saltanatlarında karanlık fikirlerini parlatanlardır.
D.K.
Not: kapanış paragrafı
6 temmuzdan ödünç alındı
ya da sahiplenildi,
çünkü buraya da uydu maalesef.
15 Temmuz 2022
İranlı Kadınlar
Başörtüsünü Çıkarıyor
Bir kadının ne
giyeceğine ancak kadının kendisi karar verebilir.
Bu ister baş
örtüsü olur ister elbise ister şort.
Hiçbir kadın
herhangi bir dayatmayla giyinmek zorunda kalmamalı.
Hiçbir kadın
zorla baş örtüsü takmamalı.
O yüzden İranlı
kadınlar #No2Hijab diyorsa bu #No2Hijab ‘tır.
Çünkü “hayır” her
zaman tek bir anlama gelir, o da “hayır”dır.
Bir kadın baş
örtüsünü kendi isteği, inancı doğrultusunda takıyorsa ona da saygım baş
örtüsünü zorla takmak istemeyene duyduğum saygıya eş değerdir.
Ve kendi
bedenleri, kendi hayatları üzerinde asla uygulanmasına izin vermeyecekleri
uygulamaları, baskıları destekleyen kadınlara karşı anlayışım sıfırdır.
O yüzden destek
olmadığınız yerde köstek de olmayın.
Saçları için ve
aslında sadece saçları değil özgürlükleri için de direnen kadınlara yürekten
dayanışma ve destekle selam olsun.
D.K.
15 Temmuz 18:42
17 Temmuz 2022
Eskiler “ölünün
arkasından kötü konuşulmaz” derdi.
İyi ya biz
hayattayken de kendisinden tiksindiğimizi söylediğimize göre sorun yok.
“Şüyuu vukuundan
beterdir” zatın meşhur sözüydü, oysa dedikodu ya da onun deyimiyle kılükal tam
da kendi ihtisas alanıydı.
Twitter’da
okuduklarım ölümüne delalet olsa da bununla ilgili bir habere rastlamadım.
Dilerim ki kılükal ve kendisi hakkında düşünülenleri topluca okuyacak kadar
ömrü olsun daha.
Bir insan ömrü
için ne acı ne zavallılıktır ki; ismi anılmasa da tüm yazılanlardan kimden
bahsedildiği anlaşılıyor.
O yüzden,
“Nasıl
bilirdiniz?”
“İyi bilmezdik,
kötü bilirdik Hıncal Uluç’u!..”
Bu arada
içtenlikle dilerdim ki bu haber canım kadının ölümüyle birleştirilmeseydi.
Evladının, sevenlerinin bir kez daha üzülmesine, yaralarının yeniden
kanatılmasına izin verilmeseydi. Keşke…
D.K.
Ölmemiş…
19 Temmuz 2022
Danıştay,
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye ilişkin iptal talebini reddetmiş, koruma
kararına rağmen yine bir kadın ölmüş, insanlar sağlık kurumlarından randevu
almak için Twitter’dan şikayet eder hale gelmiş, ekonomi, döviz zaten malum ama
günden aslında ördek olan kazlar. Vah!
D.K.