11 Haziran 2026 Perşembe

Çıplak arama -cinsiyet ayırmaksızın- insan onuruna aykırıdır, hem fiziksel hem psikolojik şiddettir, adı da işkencedir.

Ve bu işkence yöntemi, kimileri "yok böyle bir şey" dese de kimileri inanmazlıkla cümlelerine "eğer doğruysa" diye başlasa da uygulanmaktadır. 

Cümlelerine "eğer doğruysa" diye başlayanların belki pembe dünyaları, tahayyül ve dahi tahammül için yeterli değildir, lakin, "yok böyle bir şey" diyenler hem kötü niyetli hem de dolaylı yoldan işkencenin paydaşıdır.

4 Haziran 2026 Perşembe


Canım kadın Şebnem bugün Bluesky'da Noemia Prada'nın bir fotoğrafını paylaşmış.

Ve benim tedaileri bilindik zihnim dilimin ucuna şu dizeleri getirdi; 

"Telgrafın tellerine kuşlar mı konar 

insan sevdiğine baştan böyle mi yanar."

Ve ardı da geldi bittabi..


Ahmet Yamacı'nın 1946'da derleyip notalara aktardığı türkü Vahak Boyajian'a aittir ve ben kısaca anlatmaya çalışsam da uzun bir hikayesi vardır.

Aslen Kayserili olan Boyajian ailesi 1915'de Kayseri'den ayrılmak zorunda kalan ailelerden sadece biri. Boyajianlar ilk olarak Ankara Polatlı'ya göçer ancak orada da istenmediklerini anlayınca İstanbul'da Kumkapı'ya yerleşirler. Daha sonra babası gibi müziğe gönül verip onlarca Ermenice ve Türkçe türküde imzasına rastlanacak olan Vahan Boyajian 1928'de orada dünyaya gelir. 1955'de yaşanan pogrom ardından aile, oğulları Vahan ve gelinleri Florence (Papazian)'ın ısrarı ile Amerika'ya göçer. Ancak Vahak Boyajian bu göçten kısa süre sonra ölür. Belki de "şu gençlikte neler geldi garip başıma" serzenişinde göçlerin ve göçlerin gerekçelerinin esini de vardı, bilinmez.

1969 yılında tesadüfen, Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar türküsünün, 1946 yılında TRT repertuarına girdiğini öğrenen Vahan Boyajian, TRT Müzik dairesi ile iletişime geçer. Uzun yazışmalar sonunda, 'kimden alındığı' hanesine Vahan Boyajian işlenir. Vahan Boyajian, Vahan isminin Vahak olarak değiştirilmesi talebiyle TRT ile tekrar iletişime geçse de herhangi bir değişiklik yapılmaz, ta ki 1986 yılına kadar. 1986 yılında, Ahmet Yamacı'nın ölümünden bir yıl önce -her ne sebep ve niyetle bilinmezse de- TRT Müzik Dairesi, THM repertuarında 'kimden alındığı' hanesine yeniden Ahmet Yamacı'nın ismini yazar ve o tarihten sonra Boyajian ismine TRT arşivinde rastlanmaz.

Vahan Boyajian 2009 yılında, 81 yaşında Philadelphia'da vefat etti. 3 çocuğu ve 5 torunu vardı. Hepsine hem Türkçe hem Ermenice öğretti. Vahan Boyajian göçün ardından bir daha Türkiye'ye gitmedi.


2 Haziran 2026 Salı

Özgür Özel: "Türkiye tarihinin en büyük demokratik itirazlarından biri olan Gezi'de hayatını kaybeden kardeşlerimiz Ali İsmail Korkmaz'ı, Ethem Sarısülük'ü, Abdullah Cömert'i, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Ahmet Atakan'ı, Medeni Yıldırım'ı, Hasan Ferit Gedik'i ve evladımız Berkin Elvan'ı rahmetle anıyorum. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. AİHM ve AYM kararlarına rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman'a, Osman Kavala'ya, Mine Özerden'e, Çiğdem Mater'e selam olsun, çok yakında kavuşacağız."


Ve Soma'nın, Ermenek'in, Çorlu'nun, Aladağ'ın avukatı, seçilmiş Hatay milletvekili Can Atalay'a!

Ve haksız hukuksuz özgürlükleri gasp edilen Selçuk Kozağaçlı, Selahattin Demirtaş ve niceleri...

Asla unutulmamaları gerekirken, sadece unutulmuş olmalarını diliyorum!

31 Mayıs 2026 Pazar

Bugünün komplo teorisi de romantik B.'den geliyor : )

(Belki komplo teorisi, tam doğru tanım değildir. Çünkü teori fazlaca; kendi iyi olan insanların, diğer insanlardaki iyiye inanma arzusu içeriyor.)


"Bu adamın eşini ne kadar sevdiği biliniyor. Seçimden sonra bile halktan özür dilemek yerine eşine karşı duyduğu mahcubiyetten bahsetti. Belki de Selvi hanımı kaçırmışlardır, ona işkence ediyorlardır. O da belki yanlış tarihler vererek, fetö metö diyerek baskı altında olduğunu anlatmaya çalışıyordur. Hani, kaçırıldığını söylemeden kaçırıldığını anlat, anekdotları vardır ya, öyle. Yoksa bir insan bunak da olsa, şerefsizin önde gideni de olsa aksi ispatlanacak şeyleri eline tutuşturulan kağıttan okumaz."


30 Mayıs 2026 Cumartesi

Kılıçdaroğlu: "Tarih bilmeyenler dinlesin. [...] Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milli kurtuluş mücadelesini başlatmak için Samsun'a çıkarken, boynunda idam fermanı isminin üstünde de hain ilanı vardı."


1. Divan-ı Harp, idam cezasını Milli Mücadelenin başlangıcından bir yıl sonra verdi ve Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.

2. İsminin üstünde "hain" ilanı vardı. Yine kendini Mustafa Kemal Atatürk ile bir tutan bir tevazu(!). Daha önce Temmuz 2023'de de benzer bir tevazu örneği var.. 


25 Mayıs 2026 Pazartesi

Selahattin Demirtaş'ın geçmişten gelen sözlerinin güncelliğini koruyor olması, geçmişten bugüne değişim için hiçbir şey yapılmadığının göstergesidir. O sözler bugün kimileri için anlaşılır hale gelmişse de bir teselli değil "geç olsa da" ile başlayan cümleler.. 

Demirtaş hala tutsak hala rehin. Bunun aksi için kimse (DEM artık benim HADEP'im değildir dediğim siyasi parti dahil) yeterli mücadele vermedi. 

24 Mayıs 2026 Pazar

Vakti zamanında (Haziran 2024) ceketine laf ettiğim için utanıyorum ve Özgür Özel'e bir özür borçluyum sanırım..

Zihnim komplo teorisi düğmesini aktifleştirdi yine; belki de plan, CHP seçmenini bölmek değil, kendi seçmenlerinden CHP'ye kayanları, bunlar kendi içlerinde çözüme ulaşamıyorlar, kendi partilerini yönetemiyorlar, ülkeyi nasıl yönetsinler, diyerek geri kazanma çalışmasıdır. Yani hedef kitle, CHP seçmeni değil, kaybedilmesinden korkulan AKP seçmeni de olabilir. 

22 Mayıs 2026 Cuma

"Sen de Kılıçdaroğlu için oy kullandın."

"Sen de Kılıçdaroğlu'na oy verin dedin."

Evet, hem oyumu Kılıçdaroğlu'na verdim hem de Kılıçdaroğlu için çağrı yaptım.

8 Mayıs 2023'de şöyle demişim; "Varsın bu kez oyunuz emanet olsun, varsın bu kez gerçekten içinize sinmesin, bir dahaki seçimde oyunuzu içinize sinen adaya, partiye verirsiniz. [...] Çocuklarımızın geleceği için, "şu an elimizden gelen tek şey bu" düşüncesiyle; bir oy Kemal Kılıçdaroğlu'na bir oy bulunduğunuz bölgede gönül verdiğiniz ittifakın en güçlü partisine verin oyunuzu."

Çünkü o günlerde bir umut vardı içimizde, çelişkisi olan, şüphesi olan bir umut olsa da. 

Bugün son seçimde Kılıçdaroğlu için oy kullananların da oy isteyenlerin de kendini kötü hissetmelerini gerektirecek bir neden yok, suçlanmaları için de. Çünkü Kılıçdaroğlu yerine hangi isim yazılsa o isme oy verilecekti. Çünkü tek dileğimiz karanlıktan çıkmaktı. Çıkmadık, çıkamadık. 

Lakin kim ne derse desin, bu iç sesimiz bile olsa; suç, o gün Kılıçdaroğlu'na oy verenlerde değil, tıpkı bugün asıl tartışılması gerekenin Kılıçdaroğlu olmadığı gibi.

Evet, bugün Kılıçdaroğlu'na oy verenleri suçlu bulmak yersiz, hatta tek tepkiyi Kılıçdaroğlu'na vermek de yersiz. Kılıçdaroğlu nasıl ki o zaman remizdi şimdi de öyle. Sadece remzin tarafı değişti. 

Özetle; konu ne Kılıçdaroğlu ne de mutlak butlan ile geri alınan başkanlık. 

Konu demokrasi. Konu cumhuriyet. Konu hukuk. Konu bunların korunması, yeniden işler hale getirilmesi. Bence ilk bunun ayrımına varmak gerek. Yoksa Kılıçdaroğlu'nun resmini yere atmışsın, çerçevesini kırmışsın, üstünde tepinmişsin, boş işler bunlar. Birileri nicedir demokrasinin üstünde tepiniyor, Cumhuriyeti yıkmaya çalışıyor. Buna odaklan!




Ne yazayım ki?

Başım içi isyan sesleri dolu!

Ne diyeyim ki?

Kime hem!

21 Mayıs 2026 Perşembe

Şule Aydın gazetecidir.

Şule Aydın güçlü bir kadındır. 

Şule Aydın kalemini de sesini de doğru kullanan iyi bir gazeteci, güçlü bir kadındır.

Şule Aydın'a "ajan" yakıştırması yapmışlar. Oysa Şule Aydın ancak "a canın yeni videosu gelmiş, izleyelim" cümlesindeki "a can" olabilir.

Sevgiler..

14 Mayıs 2026 Perşembe

Filmlerde görürüz. Doğum günü olan karakter eve gelir, ışıklar sönüktür. Ortalığı aydınlatmak için elektrik anahtarına basar ve bir grup insan bir anda "sürpriz" diyerek belirir, günün anlam ve önemine dair sözcükler ya da melodisine her dilde aşina olunan şarkıyı söyler. Belki çoğunuz yaşamıştır, ben yaşamadım, sevdiklerim bilir, böyle sürprizleri sevmem. Lakin doğum günlerimde sürpriz, kalabalık ve gürültü sevmesem de o günü sevdiklerimle geçirmeyi pekala severim. Elbette yanımda sevdiklerimden kimsenin olmadığı, yalnız olduğum ve sadece telefonla kutlandığım doğum günlerim de oldu, mesafe ve koşullar bunu gerektirdiğinden. Ve fakat nihayetinde tercih vardı, koşulların ve mesafenin oluşunda, oluşumunda. 

Şimdi hayal edin, tercihin söz konuşu bile olamayacağı koşullarda, sevdiklerinizden uzak, yüzlerini görseniz, seslerini duysanız da kısıtlı bir süre olduğunu bildiğiniz şartlarda doğum gününüz olduğunu, üstelik üst üste 5 yıl. 

Bu beş yılda, sevdiğinizin yüzündeki hüzün, dert, tek başına hayatı omuzlama çizgileri hep artmış, çocuğunuzun her deneyimi sizsiz eksik olsa da artmış, her gördüğünüzde biraz daha büyümüş. Çünkü siz, dört duvar ve parmaklıklar ardındasınız, üstelik hırsız, dolandırıcı, tecavüzcü, katil değildiniz. Sadece ülkenizi çok sevmişdiniz, gelecek iyi ve güzel olsun istemişdiniz. 

Hayal edin, hayatın içinde olmadığınız beş doğum gününü. Fakat sadece hayal edin, yaşamayın..

Her şeye rağmen demek istemiyorum, her şeyin rağmen yükü ve rağmenin her şeye yükü ağır. O yük özgürlük, sevdiklerinden, hayatını içinde olmaktan uzaklık. Rağmen, olmaması gerekeni sevimli hale getirmeye çalışan zavallı ama çok ağır bir sözcük, belki de küfür. 

O yüzden sevgili Tayfun, özgür ve sevdiklerinden ayrı olmadığın doğum günleri dileğiyle, doğum günün kutlu olsun!

25 Nisan 2026 Cumartesi

Dört yıl...

Ben Tayfun'un kızı Vera'nın boynunu koklayıp öptükten sonra gözünde birikip de akmayan yaşı hiç unutmadım.. Siz?




22 Nisan 2026 Çarşamba

Zihinsel ve fiziksel farklı gelişime sahip olan çocuklara ya da kolayına gelenlerin dediği gibi; otizmli, down sendromlu, engelli çocuklara "özel çocuklar" demek de bir ayrımcılıktır. Her çocuk özeldir. Birinin diğerinden farklı olması, özel değil genel bir durumdur. Önemli olan farkların özelliğini, güzelliğini ve dahi hayata kattığı zenginliği kavramaktır. Ezcümle, her çocuğa hak ettiği koşulları sunmak, fırsat eşitliği sağlamak, bunun mücadelesini vermek ve her çocuğun ati olduğunun ayrımına varıp her çocuğa hakkı olan saygıyla yaklaşmak elzemdir. Çünkü her çocuk farklıdır, her çocuk özeldir, her çocuk güzeldir. 

7 Nisan 2026 Salı

Bir yıl önce, Mart'ın 21'inde DEM artık benim HADEP'im değildir, demiştim. Öcalan'ın evinin müzeye dönüştürülmesi talebini okuduktan sonra bu sözlerimde haklı olduğumu bir kez daha görüyorum. Üzücü hatta utanç verici. Put değişir pereştiş değişmez, derim hep ama bu kez bir şeyin de bokunu çıkartmayın, diyerek kenara çekiliyorum. 

5 Nisan 2026 Pazar

Savunma hakkının savunulması gereken bir dönem.. 

Tarihte ilk değil, muhtemeldir ki son da değil..


19 Mart 2026 Perşembe

"Verteidigungsminister Israel Katz macht Anschuldigungen bezüglich der Nutzung von Moscheen für militärische Zwecke.

Das israelische Militär (IDF) veröffentlicht immer wieder Aufnahmen, die angeblich Waffenlager, Tunnelzugänge oder Abschussrampen in oder direkt neben Moscheen zeigen."

("İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, camilerin askeri amaçlarla kullanıldığına dair iddialarda bulundu.

İsrail ordusu (IDF), camilerin içinde veya doğrudan bitişiğinde silah depoları, tünel girişleri veya fırlatma rampaları olduğu iddia edilen görüntüleri defalarca yayınladı.")


Haber ister istemez aklıma Gazze'de hastanelerin içinde olduğu iddia edilen tünelleri ve silah depolarını getirdi. Varlıkları asla tespit edilememiş olsa da Gazze'de ve Refah'ta hastaneler bombalandı, aynı iddialarla sivil yerleşim yerleri bombalandı. Ve şu an tüm gözler İran'a çevrilmişken; iki buçuk hafta önce, ABD ve İsrail'in hayal ettiği turizm kentinin inşası için başlayan, Gazze'deki savaş yıkımlarının Akdeniz'deki imhası, İsrail ordusunun gözetiminde hala devam ediyor, Filistinliler hala öldürülüyor ya da göçe zorlanıyor..

Ve çoğu Avrupa ülkesi, bir illüzyon içinde yaşıyormuşçasına sessiz! 

Ve illüzyonun "kimse kendi sessizliğinde boğulmaz" olduğunun farkında değil..









14 Mart 2026 Cumartesi

"Neden?" diye sordum. "Çünkü hiç arkadaşım yoktu" dedi.


Çocukların eğitim kurumlarında yalnız olduğu bir düzen, doğru bir düzen değildir. Öğretmenlerin, eğitmenlerin tek sorumluluğu, çocuklara yazılı metinlerden bilgi aktarmak olmamalı.



3 Mart 2026 Salı

Tüm gözler İran'a çevrilmişken Gazze'de yıkıntılar, ABD ve İsrail'in hayal ettiği turizm kentini inşa edebilmek için İsrail ordusu tarafından toplanıp Akdeniz'in derin sularında imha ediliyor. 

Tüm gözler İran'a çevrildiği için, itiraz ya da isyan eden Filistinlilerin sokak ortasında öldürüldüğünü, Filistin halkının Rafah kapısından çıkmak suretiyle göçe zorlandığını bilmiyor ya da daha beteri görmezden geliyor.

Klima aktivistleri ve çevreciler de ya molozların denize döküldüğünden habersiz ya da kendilerinde müzelerde sanat eseri tahrip etmek ve uçuş pistine yapıştırmaktan öte bir güç bulamıyor.

Pazar günü Almanya'nın birçok kentinde binlerce İranlının katıldığı, ABD'nin ve Pehlevi'nin yüceltildiği gösteriler yapıldı. O gösteriye katılıp coşkuyla Trump'ı ya da Pehlevi'yi sloganlarıyla kucaklayanların on yıllardır devam eden molla rejiminin neden tam da şimdi yıkılma kararı alındığını kendilerine sorduklarını hiç sanmıyorum. Ve yine onların, ölümü göze alıp özgürlüğü, demokrasiyi savunmak için mücadele edenleri anladıklarını sanmıyorum. Tıpkı ABD ve İsrail'in müdahalesinin, İran halkının verdiği mücadelenin zafere en yakın olduğu zamana denk gelmesini anlamadıkları gibi. 


1 Mart 2026 Pazar

Kurtarıcısı kendisi olmayan bağımsız değildir. Bu bireysel olarak da böyledir toplumsal olarak da.


ABD'de ve Avrupa'da yaşayan İranlılar, ABD'nin ve dahi İsrail'in İran'a müdahele etmesine olumlu yaklaşıyor. Oysa bu müdahele, masum İranlıların da ölmesine ardından da müdahele eden güçlerin İranlılara hükmetmesinin önünü açıyor. İran'da yaşayan İranlılar, ABD ve İsrail'in tutumunun yardımdan öte olduğunun bilincinde. Ki İran halkı, öldürülmeyi göze alarak uzun süredir özgürlükleri için mücadele veriyor. İran halkının verdiği mücadelenin ve kararlı tutumunun belki de zafere en yakın olduğu zamanda, ABD ve İsrail'in müdahale etmesi asla ve asla İran halkının çıkarlarını gözetmek adına yapılan bir müdahele değildir. Zaten hedefine ulaşmak üzere olan bir mücadelede kurtarıcı rolünü üstlenmeye çalışanlar İran halkının bağımsızlığına tahammülü olmayanlardır, kan dökmeyi ve hükmetmeyi sevenlerdir. 

24 Şubat 2026 Salı

Nisan 2023'de şöyle yazmıştım:

"Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan bir ilkedir. Laiklik hem dini inancı olanları hem de olmayanları temsil eder ve de savunur. O yüzden laikliği korumak her kesimin sorumluluğu dahası zorunluluğudur."

Ramazan ayı bahane edilerek yapılan sözlü saldırıların temelinde; iyi niyetle yaklaşılırsa, laikliğin anlaşılmaması aranabilir. Lakin artık iyi niyetle yaklaşım, iyi niyet sınırını çoktan aşıldığı yerde durduğundan, yapılan sözlü saldırıların ve açıklamaların sadece halkı bir kez daha ayrıştırma, kutuplaştırma niyetinden şüphe ettirmeyecek netliğe sahiptir.

Laiklik, hiçbir dini inancı kısıtlamaz, kimseye dini inancı nedeniyle saldırmaz.

Kin ve nefret ateşinin bilinçle harlandığı günlerden geçerken ülke; laikliği "dinsizlik", "imansızlık" olarak nitelendirenler de, laikliği, rakı içmeye, oruç tutmamaya indirgeyenler de yangına körükle giden hatta ateşe benzin dökenlerdir. 

Cumhuriyet’in yüzüncü yılında şöyle yazmıştım:

"Birkaç hitabet, birkaç marş ezberleyen cumhuriyetçi, birkaç ayet, birkaç sure ezberleyen dinci saydı kendini, dahası saydırdı da. Laiklik ise asla kavranamadı, yerli yersiz ve içi asla doldurulamadan kullanılan bir sözcük olarak kaldı. Türkiye, anayasasında laiklik ilkesi belirtilmemiş birçok ülke kadar dahi laik olmadı asla, olamadı. Olması için de hiçbir zaman yeterli çaba sarf edilmedi, aksine; dinin hele ki İslam dininin Türkiye topraklarında sahip olduğu güç, bazıları tarafından anlaşılmadı bazıları tarafındansa kullanışlı hale getirildi."

Özetle; laikliği korumak için öncelikle laikliği ve kıymetini anlamak gerek. Laiklik, cumhuru korur, cumhuru ayrıştıran menfaatleri değil. Cumhur da laikliği menfaatlere araç etmemek için korumalıdır. Laikliği korumak, cumhuriyeti ve beraberinde çocukların, gençlerin geleceğini korumak için, elzemdir. 

6 Şubat 2026 Cuma

Göğüs kafesinde vicdan taşıyan kimse unutmaz zaten. Fakat unutmamak,  getirmez gidenleri,  yetmez sarmaya yaralarını kalanların ve bazen elden gelen tek şey unutturmamaktır. Hatırlatmak yaşananları, hatırlatmak acıyı, hatırlatmak yapılan hataları, yanlışları, hatırlatmak yapılmayanları...


4 Şubat 2026 Çarşamba

Epstein dosyaları kapsamında Lost in Europe çalışmalarının yeniden görünür olması güzel. Gönül isterdi ki (benim de 8 dosya ile dahil olduğum) yıllardır titizlikle yürütülen bu çalışma her daim gündem olsun. LIE'nin yeniden gündem olmasının, kayıp çocuklara ne faydası var, diye düşünenler olabilir, lakin öyle değil. LIE ne zaman medyada gündem olursa AB komisyonu bu mühim ve hassas konuyu yeniden öncelikli durumuna getiriyor ve araştırmalara ek bütçe sağlanıyor. Bu sayede araştırmacılar ve araştırma alanları artıyor. AB genelinde 51.000'den fazla mülteci çocuk LIE listesinde, Almanya'da yaklaşık bin çocuk bu araştırmanın kapsamında. 

Kayıp tüm çocukların sağlıklı bir şekilde bulunması temennisiyle derim ki; LIE listesinde yer alan çocukların belki de Epstein ile hiçbir ilgisi yoktur ama bu sayede yeniden gündem olmalarının da hiçbir zararı yoktur. 


29 Ocak 2026 Perşembe

Mısır, 1 Şubatta Rafah sınır kapısını kontrollü bir şekilde çift taraflı açacağını açıklamış.

Kontrollü bir şekilde, denmiş, kontrol kimde olacak acaba? Son yolculuğumuzu düşündükçe hala tarifsiz duygular zihnime, ruhuma, bedenime üşüşüyor.

14 Ocak 2026 Çarşamba

Hangi meslek grubunda olursa olsun; ne zaman ki çalışma ortamı; "biz büyük bir aileyiz" cümlesi ile tanımlansa, aklıma ilk gelen, kadına yönelik şiddetin en çok aile ortamında yaşandığı oluyor.


11 Ocak 2026 Pazar

Hazırlıklar son sürat devam etse de; bu sabah koşmamak için iyi bir sebebim var...



7 Ocak 2026 Çarşamba

akıl işi ve akıllı işi birbirinden farklı şeyler olabilir...




3 Ocak 2026 Cumartesi

Uluslararası hukuk çiğneniyorken; Venezuela konusunda, kim haklı kim haksız tartışması yapılması o kadar anlamsız ki...