19 Eylül 2023 Salı

Takdir etmem mi lazım sövmem mi emin değilim ve fakat şu bir gerçek buradaki insanlara hem hayranlıkla hem hayretle bakıyorum. 

Yerlerinden, yurtlarından kovulmuşlar, hayatta kalırız umuduyla komşu ülkeye sığınmışlar, orada onlara derme çatma çadırlar, barakalar verilmiş, burada yaşayacaksınız, ne ileri gidebilirsiniz ne geri dönebilirsiniz, denmiş, kimileri kaçmaya çalışmış yakalanmış, kimileri sesini duyursun diye yangınlar çıkartmış, sesini duyuramadığı gibi tutuklanmış, bir çoğunu da çadırsız, barakasız bırakmış, yüksek okula gitmek isteyene, sen okuyamazsın, şehirde çalışmak isteyene, kamptan çıkamazsın, paraya ihtiyacım var diyene, ayda 8 dolar neyine yetmiyor, hem nereye harcayacaksın denmiş; "Allah'a şükür" demekten vazgeçmemişler. 


İki gündür yağan yağmur kampta çoğu yeri su altında bıraktı, çadırlar, barakalar su içinde, yatak, döşek, çanak, çömlek çamur içinde, zaten temini zor olan içme suyu risk altında, iki gündür elektrik kesik, soğutulması gereken tıbbi malzeme için yeterli jeneratör olmadığından bir kısmı imha edilecek. Biz isyandayız ama onlar "Allah'a şükür" demekten yine vazgeçmediler.


Çocuklarda da var bu tevekkül hali. Sırılsıklam, çamurlara bata çıka, çıplak ayak, havası kaçmış bir topla çılgınlar gibi futbol oynuyorlar. Soruyorum merakımdan gerçekten eğleniyorlar mı diye. Heyecanla anlatıyor biri "dört yıl önce yine böyle çok yağmur yağdığı bir zamandı, yabancılar gelmişti ama sadece kampın güzel yerlerini görüntüleyip gidenlerden değil, gerçek kameraları olanlardan, meraklı sorular soranlardan" ,"gazeteciler mi?" diye sorarak sözünü kesiyorum, "hayır hayır" diye itiraz ediyor "gazete değil, gerçek kamerayla, televizyonda yayınlanan." Gülümseyerek "peki" diyorum "hadi, devam et anlatmaya, merak ettim." Kısacık bir süre yüzüme bakıyor, merakımın gerçek olduğuna inanmış olmalı ki aynı heyecanla devam ediyor "işte o gerçek kameralı adamlar ve kadınlar futbol oynayan çocukları çekiyor, sonra bir filme çıkmış o çocuklar, ailelerine çok para vermişlerdi." "Siz de o yüzden mi top oynuyorsunuz bu yağmurun altında, çamur içinde. Yani birileri bizi de kamerayla çeker diye mi?" Çocuk gülüyor "aslında böyle bir şey olsa çok iyi olur ama hayır onun için top oynamıyoruz." "Peki neden?" diye soruyorum. Tüm yüzünü hınzır bir gülümseme kaplıyor "burada oynamasak annelerimiz çadırı temizletir, sonra yaptığımız işi beğenmez kızar. Şimdi de top oynadık diye kızacak yani öyle de böyle de kızacak. Top oynamak güzel. Allah'a şükür ki bir topumuz var." Gülüyorum ve kendi kendime diyorum ki "parçası olduğum modern(!) dünyada olsam; böyle bir durumda temizliği anneyle beraber üstlenmesi gerektiğini, temizliğin sadece annenin sorumluluğunda olmadığını anlatırdım ama burada bu çocuğun güzel gözlerine bakıp gülüyorum."

Aklımda bir soru; her şartta -ki burası düşünülürse çok berbat şartlarda- şükür etme kabiliyetini inançlarının gücünden mi yoksa kendi zayıflıklarından mı alıyorlar. Ben hiçbir zaman bir tanrıya ve dahi varlığına inanmadım, o yüzden onların şükürlerini, tevekkül hallerini anlamam mümkün değil. Lakin, diyorum, ben bir tanrıya inansaydım ve onların yaşadıklarını yaşasaydım, o an terk ederdim beni ve benim gibi milyonlarca insanı yok sayan tanrıyı. O yüzden biliyorum ki; benim bu insanların inançlarına saygı duymam gerek. Onlara duyduğum saygı zaten çok büyük..


D.K 19 Eylül 2023, 23:40, Kutupalong