10 Ocak 2023 Salı

10 Ocak 2023


Türkiye'nin hukukun işlediği, laikliğin uygulandığı, düşünenin, üretenin; ölü, tutsak, sürgün, ilticacı olmadığı bir ülkeye yeniden dönüşmesi için kararlı ve doğru bir adım atılmalı artık. Yıllardır bir ampulün kararttığını aydınlatmaya çalışanlar mum gibi yanıp eriyor.


Halkın büyük bir kesimi, bir kez daha mecbur bırakıldığı bir adaya oy vermek istemiyor. Hep 'bir oy  bir oydur' derim, çünkü bir oy, biricik ve yine de güçlü, önemlidir. Ve ben ilk kez mecbur bırakıldığım bir adaya oy vermektense; fevri olmayan bir kararla sonuncu oyumu kullanmadan vatandaşlık hakkımdan feragat edeceğim.

Elbette bu isyanın, serzenişin tek muhatabı benim. "Davulun sesi" ve "tuzun kuruluğu" ile ilgili çok şey söylendi, çok dinledim, çok sustum, çok söyledim. Oysa hiçbir şartta ve zamanda ülkeme, ülkemde yaşananlara ve ülkem insanlarına duyarsız kalmadım. Acılarını, sorunlarını, yokluklarını ve yoksunluklarını bildim, hissettim. Eğitimin, haber alma hakkının, hukukun aldığı darbeleri bildim, yumruk gibi hissettim. Çocukların karartılan geleceğini, gençlerin umutsuzluğu, kadınların yalnız bırakılışını uzak varsayılan ama nefes kadar yakın bildim, hissettim. Aslında bundan size ne olsa da işin gerçeği, ben, hiçbir zaman kendi konfor alanımdayım anlayışına sığınıp "bana ne" demedim. Ülkemi her şartta ve zamanda sevdim, çok sevdim.

O yüzden, benden öte bencillikten bağımsız; ülkem için belki de son kez verilecek olan demokrasi mücadelesine, özgürlükten, laiklikten, hukuktan, eğitimden, aydınlıktan yana yani çocuklardan, gençlerden, halktan yana olan, halkları, dinleri, dilleri ayrıştırmayacak birinin aday gösterilmesini temenni ederim.

Ülkem bunu hak ediyor. Bazı kesimler inkar etse de mevcut yönetimin bile isteye cahil bıraktığı ötesi cahilleştirdiği halk da dahil ülkemin tüm bireyleri bunu hak ediyor. Kimseyi ötekileştirmeden her insan, insanlık onuruyla yaşamayı hak ediyor diyerek; cumhuriyetin yüzüncü yılında, yeniden demokratik, laik bir hukuk devletini ülkem ve ülkem insanı hak ediyor. 

Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet!
D.K.

7 Ocak 2023 Cumartesi

7 Ocak 2023

 Uzunca bir süredir üzerinde çalıştığım proje için başta Auschwitz olmak üzere toplama kampları üzerine çok yayın okudum, izledim, dinledim. Dokümanter niteliğinde tarihin gerçek tanıklarının anlatımı ve onların anlatımlarından yola çıkarak kurgulanmış neşriyat. Ve hepsini birleştiği tek ortak çıkarım vardı “bir daha asla”.  

Söyleyenlerin içtenliğinden asla şüphe etmesem de bu cümle günümüz gerçeğini yansıtıyor mu? Kutupalong ve Moria kamplarını görmüş biri olarak; bu soru beni çok meşgul ediyor. 

Belki de söylemesi uygulamasından kolay olan bir cümledir “bir daha asla”.

D.K.


6 Ocak 2023 Cuma

6 Ocak 2023

Günler geçiyor biriciğim. Gri, nemli, ılık bir kış, yine de çok üşüyorum. Ve biliyorum ki bu üşüme ruhumdan geliyor. Göğe bakıyorum sık sık. Denizin mavisini gökte görsem belki biraz ısınacak ruhum, oysa gri, hep gri... Ve bu gri ne Karadeniz’in grisine benziyor ne de Atlantik’in. Geceleyin gök, göğsüm kadar boş ve bir o kadar zifir. Bu uçsuz bucaksız zifiri boşluk tek bir yıldız dahi görememek beni yoruyor, çok yoruyor. Hala pes etmeden çocuklarda dinlendiriyorum ruhumu. Çocuklarda dinlenmesem boğulurum sanki, boğulurum ne Karadeniz’in ne Atlantik’in sularında, boğulurum yaralarımı yalamak için geceye sakladığım tükürüğümde. Zira geceleri kendime kaldığımda, kendimde kaldığımda tüm yaralı hayvanların yaptığı gibi yalıyorum yaralarımı, iyileşsinler diye. İyileşmiyorlar, nemli tutulan yara iyileşmez biliyorum, bilgilerimin, bildiklerimin kendime faydası yok. Hayıflanıyorum, kırılıyorum, kıvranıyorum. Çocukların gözlerinden topladığım avuntularımı güneşin yerini asla tutamayacak lamba ışığının aydınlığında harf harf, hece hece, kelime kelime, cümle cümle kitaplara teslim ediyorum uykunun hepten göç ettiği gecelerimde.  Biraz da kitaplarda dinleniyorum. 

Dinleniyorum dinlenmesine de hala yorgunum biriciğim. Gri beni yoruyor, çok yoruyor biriciğim. En çok da... Biliyorsun zaten...

D.K.



3 Ocak 2023 Salı

Marlene von Hanni Münzer

 

Mutlaka Türkçeye çevrilmeli dediğim bir roman daha; Hanni Münzer'in romanı. Marlene. Ki Marlene, Honigtot romanının devam romanı ve bu ikisinin de çevrilmesi gerektirir.

Romanda doğum adı Anna von Dürkheim ya da savaştan yıllar sonra başlayan oyunculuk kariyerindeki adı Greta Jakob olan Marlene Polonyalı bir ajandır ve tüm hayatını, onurunu tek bir şey için "insanların eşit haklara sahip olduğu özgür bir yaşam" için feda etmeye hazır bir kadın. 

Ve aslında romanın kahramanı Marlene’nin öyküsü, gerçek yaşamda Birleşik Partizan Örgütünde görevli Vitka Kempner'in gerçek yaşam öyküsünden kesitler üzerine kurgulanmış. Tarihten gerçek kesitler, gerçek belgeler ve gerçek insanlar üzerine kurgulandığı için romanın sarsıcı bir etkisi var. Ancak bu sarsıcı etki bir kez daha barışın, özgürlüğün, eşitliğin ne denli önemli olduğunu vurgulamak adına çok önemli.




"Wir müssen uns damit auseinandersetzen, warum all diese Menschen fliehen. Krieg und Terror entstehen ja nicht aus einem Sandkorn in der Wüste heraus. Das hat seine Ursachen. Und daran trägt nicht nur die Regierung dieser Länder, sondern auch der Westen eine Mitschuld. Und da muss man ansetzen. Statt auf Ideologien oder Religionen sollten wir uns endlich auf eine gemeinsame Moral besinnen. Es geht um Werte. Das ist die große Herausforderung unserer Zeit! Denn Werte sind immer nur so viel wert, wie wir bereit sind für sie einzustehen und sie zu verteidigen. Haben wir den Mut, unsere Werte und unsere Freiheit zu verteidigen? Vielleicht sind wir zu bequem geworden, zu satt, zu dekadent." Hanni Münzer, Marlene

"Weiterhin werden Töchter von ihren Müttern zu Dienerinnen erzogen, ohne Recht und ohne Stimme werden sie auf ihre biologische Funktion des Gebärens reduziert, und sie geben genau dieses Weltbild an ihre eigenen Töchter weiter. Die Unterdrückung der Frau ist vielerorts Teil der Politik. Indem man den Frauen ihr natürliches Recht auf Selbstbestimmung, auf Verhütung, Bildung und freiheitliches Denken verwehrt, zwingt man sie dadurch in diesen verhängnisvollen Kreislauf. Doch jeder Mensch wird frei geboren, es sind die Menschen, die sich gegenseitig die Freiheit absprechen. Weil sie sich den Zwängen von Ideologien, Religionsgemeinschaften, Aberglauben oder andere archaisch-patriarchalisch geprägten Weltanschauungen unterwerfen. Dabei lehrt die Geschichte vor allem eins: Ideologien und Kulte kommen und gehen und irgendwann in Jahrhunderten gräbt jemand alte Tempel aus oder irgendwelche selbsternannte Gotteskrieger sprengen das Wenige, das davon noch übrig ist, in die Luft. Wir Menschen halten uns für den Nabel der Welt, dabei ist die Erde über 6,5 Milliarden Jahre ohne uns ausgekommen. " Hanni Münzer, Marlene


"Die Kriege haben Millionen Menschen in die Flucht getrieben. [...] Frage: Warum werden Milliarden für stetig effizientere Waffen ausgegeben, anstatt dieses Geld in Bildung zu investieren und in die Bekämpfung von Fluchtsachen? Antwort: Weil Krieg das größere Geschäft ist. Es zählt das Geld, nicht die Menschenleben." Hanni Münzer, Marlene

 
"Für die Freiheit braucht Mut! Es ist an uns Frauen, dem ewigen Kreislauf der Kriege Einhalt zu gebieten. Stehen wir auf und sagen, nicht mit uns! Fordern wir unser Recht auf Frieden ein. Für unsere Kinder." Hanni Münzer, Marlene



"Manchmal ist der eigene Horizont so eng, dass man eine neue Windrichtung erst spürt, wenn sie einen fast umbläst." Hanni Münzer, Marlene


1 Ocak 2023 Pazar

2023


Bir yıl daha geride kaldı. Her şeyin sonu vardır. Yılın, ayın, haftanın, günün, anın ve hayatın.. 

 

"Bitene değil başlayana dönük olsun yüzün" der Dino Buzzatti. 

 

Oysa bu her zaman kolay değildir. Çünkü insanın bilmediğine tutunması bildiğine tutunmasından zordur. 

 

Geçmişi biliriz, umutlar ve tahminler ışığında geleceğe dair fikirlerimiz olsa da muammadır gelecek. Yeni başlangıçların yarattığı bazen korkuya varan tereddüt de bu muammadan kaynaklıdır.

 

Halbuki iyi kilerimizle, keşkelerimizle, ama ve çünkülerimizle geçmişe tutunuşumuzda aşina olunanın verdiği rahatlık vardır. Her anı iyi olmasa da bizimdir, bilinendir, inkar ettiklerimize rağmen gerçektir..

 

Ve fakat en büyük gerçek; 

Bir takvim yaprağını yıllarca cebimizde taşıyabiliriz ama o günü yeniden yaşayamayız. 

 

O yüzden yaşanan her yılın, ayın, haftanın, anın getirdiğini içimize sindiği gibi zamanında hissetmeli.. Sevgiyi esirgemeden vermeli, öfkeyi biriktirmeden kusmalı.. Geriye dönüp baksak da bakmasak da geçmiş zaten bizim.. O yüzden iyisiyle kötüsüyle gelecek de bizim diyerek ilerlemeli.. 

 

Sevdiklerimize sevildiklerini hissettirebileceğimiz, sevildiğimizi hissettiğimiz, çocukların, açlıktan, ayrımcılıktan, dışlanmışlıktan, şiddetten ve her türlü kötülükten korunabildiği, özgürlük ve eşitlik ilkesiyle insanlık onurunun kıymet bulduğu, umut ettiklerimizin gerçekleştiğini görebileceğimiz bir yıl olsun.. 

                                                                  D.K.