10 Ocak 2023 Salı
10 Ocak 2023
7 Ocak 2023 Cumartesi
7 Ocak 2023
Uzunca bir süredir üzerinde çalıştığım proje için başta Auschwitz olmak üzere toplama kampları üzerine çok yayın okudum, izledim, dinledim. Dokümanter niteliğinde tarihin gerçek tanıklarının anlatımı ve onların anlatımlarından yola çıkarak kurgulanmış neşriyat. Ve hepsini birleştiği tek ortak çıkarım vardı “bir daha asla”.
Söyleyenlerin içtenliğinden asla şüphe etmesem de bu cümle günümüz gerçeğini yansıtıyor mu? Kutupalong ve Moria kamplarını görmüş biri olarak; bu soru beni çok meşgul ediyor.
Belki de söylemesi uygulamasından kolay olan bir cümledir “bir daha asla”.
D.K.
6 Ocak 2023 Cuma
6 Ocak 2023
Günler geçiyor biriciğim. Gri, nemli, ılık bir kış, yine de çok üşüyorum. Ve biliyorum ki bu üşüme ruhumdan geliyor. Göğe bakıyorum sık sık. Denizin mavisini gökte görsem belki biraz ısınacak ruhum, oysa gri, hep gri... Ve bu gri ne Karadeniz’in grisine benziyor ne de Atlantik’in. Geceleyin gök, göğsüm kadar boş ve bir o kadar zifir. Bu uçsuz bucaksız zifiri boşluk tek bir yıldız dahi görememek beni yoruyor, çok yoruyor. Hala pes etmeden çocuklarda dinlendiriyorum ruhumu. Çocuklarda dinlenmesem boğulurum sanki, boğulurum ne Karadeniz’in ne Atlantik’in sularında, boğulurum yaralarımı yalamak için geceye sakladığım tükürüğümde. Zira geceleri kendime kaldığımda, kendimde kaldığımda tüm yaralı hayvanların yaptığı gibi yalıyorum yaralarımı, iyileşsinler diye. İyileşmiyorlar, nemli tutulan yara iyileşmez biliyorum, bilgilerimin, bildiklerimin kendime faydası yok. Hayıflanıyorum, kırılıyorum, kıvranıyorum. Çocukların gözlerinden topladığım avuntularımı güneşin yerini asla tutamayacak lamba ışığının aydınlığında harf harf, hece hece, kelime kelime, cümle cümle kitaplara teslim ediyorum uykunun hepten göç ettiği gecelerimde. Biraz da kitaplarda dinleniyorum.
Dinleniyorum dinlenmesine de hala yorgunum biriciğim. Gri beni yoruyor, çok yoruyor biriciğim. En çok da... Biliyorsun zaten...
D.K.
3 Ocak 2023 Salı
Marlene von Hanni Münzer
Mutlaka Türkçeye çevrilmeli dediğim bir roman daha; Hanni Münzer'in romanı. Marlene. Ki Marlene, Honigtot romanının devam romanı ve bu ikisinin de çevrilmesi gerektirir.
Romanda doğum adı Anna von Dürkheim ya da savaştan yıllar sonra başlayan oyunculuk kariyerindeki adı Greta Jakob olan Marlene Polonyalı bir ajandır ve tüm hayatını, onurunu tek bir şey için "insanların eşit haklara sahip olduğu özgür bir yaşam" için feda etmeye hazır bir kadın.
Ve aslında romanın kahramanı Marlene’nin
öyküsü, gerçek yaşamda Birleşik Partizan Örgütünde görevli Vitka Kempner'in
gerçek yaşam öyküsünden kesitler üzerine kurgulanmış. Tarihten gerçek kesitler,
gerçek belgeler ve gerçek insanlar üzerine kurgulandığı için romanın sarsıcı
bir etkisi var. Ancak bu sarsıcı etki bir kez daha barışın, özgürlüğün,
eşitliğin ne denli önemli olduğunu vurgulamak adına çok önemli.
"Wir
müssen uns damit auseinandersetzen, warum all diese Menschen fliehen. Krieg und
Terror entstehen ja nicht aus einem Sandkorn in der Wüste heraus. Das hat seine
Ursachen. Und daran trägt nicht nur die Regierung dieser Länder, sondern auch
der Westen eine Mitschuld. Und da muss man ansetzen. Statt auf Ideologien oder
Religionen sollten wir uns endlich auf eine gemeinsame Moral besinnen. Es geht
um Werte. Das ist die große Herausforderung unserer Zeit! Denn Werte sind immer
nur so viel wert, wie wir bereit sind für sie einzustehen und sie zu
verteidigen. Haben wir den Mut, unsere Werte und unsere Freiheit zu
verteidigen? Vielleicht sind wir zu bequem geworden, zu satt, zu
dekadent." Hanni Münzer, Marlene
"Weiterhin werden Töchter von ihren Müttern zu
Dienerinnen erzogen, ohne Recht und ohne Stimme werden sie auf ihre biologische
Funktion des Gebärens reduziert, und sie geben genau dieses Weltbild an ihre
eigenen Töchter weiter. Die Unterdrückung der Frau ist vielerorts Teil der
Politik. Indem man den Frauen ihr natürliches Recht auf Selbstbestimmung, auf
Verhütung, Bildung und freiheitliches Denken verwehrt, zwingt man sie dadurch
in diesen verhängnisvollen Kreislauf. Doch jeder Mensch wird frei geboren, es
sind die Menschen, die sich gegenseitig die Freiheit absprechen. Weil sie sich
den Zwängen von Ideologien, Religionsgemeinschaften, Aberglauben oder andere
archaisch-patriarchalisch geprägten Weltanschauungen unterwerfen. Dabei lehrt
die Geschichte vor allem eins: Ideologien und Kulte kommen und gehen und irgendwann
in Jahrhunderten gräbt jemand alte Tempel aus oder irgendwelche selbsternannte
Gotteskrieger sprengen das Wenige, das davon noch übrig ist, in die Luft. Wir
Menschen halten uns für den Nabel der Welt, dabei ist die Erde über 6,5
Milliarden Jahre ohne uns ausgekommen. " Hanni Münzer, Marlene
"Die Kriege haben Millionen Menschen in die Flucht
getrieben. [...] Frage: Warum werden Milliarden für stetig effizientere Waffen
ausgegeben, anstatt dieses Geld in Bildung zu investieren und in die Bekämpfung
von Fluchtsachen? Antwort: Weil Krieg das größere Geschäft ist. Es zählt das
Geld, nicht die Menschenleben." Hanni Münzer, Marlene
"Für die Freiheit braucht Mut! Es ist an uns Frauen,
dem ewigen Kreislauf der Kriege Einhalt zu gebieten. Stehen wir auf und sagen,
nicht mit uns! Fordern wir unser Recht auf Frieden ein. Für unsere
Kinder." Hanni Münzer, Marlene
"Manchmal ist der eigene Horizont so eng, dass man
eine neue Windrichtung erst spürt, wenn sie einen fast umbläst." Hanni
Münzer, Marlene
1 Ocak 2023 Pazar
2023
Bir yıl daha geride kaldı. Her şeyin sonu vardır.
Yılın, ayın, haftanın, günün, anın ve hayatın..
"Bitene değil başlayana dönük olsun yüzün" der Dino Buzzatti.
Oysa bu her zaman kolay değildir. Çünkü insanın
bilmediğine tutunması bildiğine tutunmasından zordur.
Geçmişi biliriz, umutlar ve tahminler ışığında geleceğe
dair fikirlerimiz olsa da muammadır gelecek. Yeni başlangıçların yarattığı
bazen korkuya varan tereddüt de bu muammadan kaynaklıdır.
Halbuki iyi kilerimizle, keşkelerimizle, ama ve
çünkülerimizle geçmişe tutunuşumuzda aşina olunanın verdiği rahatlık vardır.
Her anı iyi olmasa da bizimdir, bilinendir, inkar ettiklerimize rağmen
gerçektir..
Ve fakat en büyük gerçek;
Bir takvim yaprağını
yıllarca cebimizde taşıyabiliriz ama o günü yeniden yaşayamayız.
O yüzden yaşanan her yılın, ayın, haftanın, anın
getirdiğini içimize sindiği gibi zamanında hissetmeli.. Sevgiyi esirgemeden
vermeli, öfkeyi biriktirmeden kusmalı.. Geriye dönüp baksak da bakmasak da
geçmiş zaten bizim.. O yüzden iyisiyle kötüsüyle gelecek de bizim diyerek
ilerlemeli..
Sevdiklerimize sevildiklerini hissettirebileceğimiz,
sevildiğimizi hissettiğimiz, çocukların, açlıktan, ayrımcılıktan,
dışlanmışlıktan, şiddetten ve her türlü kötülükten korunabildiği, özgürlük ve
eşitlik ilkesiyle insanlık onurunun kıymet bulduğu, umut ettiklerimizin
gerçekleştiğini görebileceğimiz bir yıl olsun..
D.K.
