"Merdivenden inerken mi yoksa merdivenden çıkarken mi düşmek daha kötüdür?" diye sormuştu Resul hoca. Tahtaya alt alta bir ucu yukarı, bir ucu aşağı bakan iki ok çizmiş, sırayla hepimize sormaya başlamıştı. Cevaba göre okların yanına bir çizgi ekliyordu. Benim adımı söylediğinde ben de diğer öğrenciler gibi ayağa kalkmıştım. Arka sıradakilerin gülüşlerini duyuyordum, biri fısıltıyla "ne cevap verecek bakalım yine aykırı?" demişti, bir diğeri "dururken düşmek, diyecektir" demiş ve gülmüştü. Arkamdan gelen sesler beni rahatsız ediyordu ve ellerimle kulaklarımı kapatma isteğime direnmekle o kadar meşguldum ki cevap veremiyordum. Resul hoca duyduğum huzursuzluğu hissetmiş olmalı, yüksek ama bağırma gibi hissedilmeyen bir tonda "sessizlik" demiş, gülüşmeler, konuşmalar ve diğer tüm sesler kesilince tekrar adımı söyleyerek bana doğru yürümüştü. Ardından yumuşak, sakin bir sesle "cevap verecek misin kızım" diye sorunca; onaylamak için başımı bir kez aşağı ve yukarı oynatmış ve "kötü diyebilmek için hangi basamaktan düşüldüğünü bilmemiz gerekir, bunun cevabını öğrendikten sonra neden ve nasıl düşüldüğü de önem kazanır ve elbette en önemlisi düşmek fiziksel bir eylem mi yoksa metafor mu bunu bilmeliyiz" diye yanıtlamıştım. Arka sıralarda yine gülüşmeler başlamış, birinin "konuştu prof" dediğini duymuştum. Resul hoca ise yeşil tahtaya -evet yeşil, rengi apaçık ortada olan tahtaya, 'kara tahta' demeyi reddediyordum çünkü- bir ucu aşağı bir ucu yukarı bakan okların altına yan yana iki çizgi çizmişti ve ilk çizginin alt ucundan yanındakinin üst ucuna doğru bir çizgi daha. Yanlış çizilmiş bir N harfini andıran çizimin açıkta kalan iki ucunu da ok misali kapatmıştı. İki ucu kapalı, eksik bırakılmış bir zik zak gibi duran, ne olduğu, ne anlama geldiği belirsiz çizimin yanına bir çizgi daha çizmişti. Bu çizgi, yukarıdaki cevap sayılarını belirleyen çizgiler gibiydi. Resul hoca sıradaki öğrencinin adını söyleyince ben oturmuştum. Bir ucu aşağı bir ucu yukarı bakan okların yanındaki çizgiler hızla artarken benim cevabım üzerine çizilen garip şeklin yanımdaki çizgi tek başına kalmıştı.
Resul hoca, alışılagelmiş bir şekilde, tebeşiri elinden bıraktıktan sonra parmak uçlarına üflemiş, kalan tozları yok etmek için de ellerini sesli bir şekilde, bir kaç kez, her seferinde bir diğer eli üstte olacak şekilde çırpmış ve öğretmen masasının ardındaki sandalyeye oturmuştu. Oturduğu yerden öğrencilere bakarken gözü bende sanki biraz uzunca kalmış gibi bir hisse kapılınca başımı öne eğmiştim, yine de lacivert dolma kalemiyle tahtaya baka baka önündeki deftere bir şeyler yazdığını görebiliyordum.
Dolma kaleminin kapağını kapatıp defterinin üstüne koyduktan sonra tekrar ayağa kalkıp sorusunu tekrarladı: "Merdivenden inerken mi yoksa merdivenden çıkarken mi düşmek daha kötüdür?" Bu kez ses tonu, soruyu bize yöneltmediğini ele veriyordu. Nitekim cevap beklemeden devam etmişti: "bu sorunun cevabını şartları oluşturan parametreleri bilmeden veremeyiz. Bu soru, yeni soruları beraberinde getiren, sorgulamayı gerektiren bir sorudur." Sonra yeşil tahtaya dönüp tebeşir haznesinden iki parça küçülmüş tebeşir almış birini sol diğerini sağ elinde tutar vaziyette yukarı kaldırıp bize göstermiş ve devam etmişti: "bu tebeşirlerden birinin sınıfın içinde yukarı atıldıktan sonra, diğerinin ise pencerenin dış pervazına bırakıldıktan sonra düştüğünü varsayın. İki nesne, biri yukarı çıkarken biri aşağı inerken yer çekimine teslim oluyor. Sınıf, giriş katta olsa pervazın eğimi az olduğundan pencereden düşen tebeşir hasar almaz tıpkı havaya yavaşça atıldıktan sonra yere yavaşça düşen tebeşir gibi. Ama sınıf dördüncü katta olsa ya da elimizdeki tebeşiri hızla yukarı atarsak o da aynı hızda yere çarpsa ikisi de hasar alır. O nedenle hayatta bazı şeyleri denemeden, şartları oluşturan parametreleri bilmeden doğru-yanlış ya da iyi-kötü diye adlandıramayız. Merdivenden çıkan biri, daha ilk basamaktayken düşse dahi kendini ağır yaralayabilir ya da en üst basamaktan düşerken sağa sola tutunarak hızını yavaşlattığı için hiç yara almayabilir. Hayatta tek bir doğru yoktur ama herkesin kendi doğrusuna sorarak, sorgulayarak, deneyerek ulaşması mümkündür."
Resul hoca sustuğunda sınıfa çok kısa bir süre sessizlik hakim olmuştu ama duvardaki saat, zilin çalmasına saniyeler kaldığını haber veriyordu, sessizliği, kapatılan defterler, kalem kutularına bırakılan kalemler bozmaya başlamıştı. Hassas kulaklarımın tek tek seçtiği bu sesler, benim zihnimde büyümeye başladığında zil çalmış, Resul hoca "çıkabilirsiniz" dediğinde de hızla yerinden kalkan ve konuşmaya başlayanların sesiyle uğultu halini almıştı. Gerçekte eyleme geçmekten korktuğum için iki elimle kulaklarımı kapattığımı hayal ediyor, sıramın üstünde düzenli bir şekilde duran defterimi, kalemliğimi ağır ağır çantama yerleştiriyordum. O esnada Resul hocanın yanıma geldiğini fark etmemiş ve bir anda sesini duyunca oturduğum yerde sıçramıştım. "Korkma!" demişti Resul hoca. "Seni korkuttuğum için özür dilerim, verdiğin cevap çok hoşuma gitti, babana bir not yazdım, hafta sonu Birgül hocayla Marmara Üniversitesinde bir sempozyuma katılacağız, senin de ve dilerse babanın da bize eşlik etmesini isterim. Bu notu ona iletir misin?" diye sormuştu. Elindeki notu alıp "olur" anlamında başımı sallayıp çantama koymuştum.
O sempozyuma gitmemiştik, gidememiştik. Çünkü o perşembe babam ölmüştü.
Gece rüyamda Resul hocayı gördüm. Yıllar sonra bilinçaltım nasıl bir gerekçeyle Resul hocayı rüyama getirdi bilmiyorum. Rüyamda sınıftayım, elimde kocaman bir sünger, Resul hoca bana "hepsini sil kızım, hiç iz kalmasın" diyor, ben de sınıf duvarlarına, sıralara, kapıya, pencerelere yani neredeyse her yere tebeşirle yazılmış "11b" yazısını siliyorum. İçimden de kendi kendime soruyorum, 11d'ye neden 11b yazmışlar acaba, diye. Ben pencerede yazan 11b'leri silerken Resul hoca, "11. Kata taşınmalı" diyor. "Nasıl olur öğretmenim, bu okul 4 katlı" diye soruyorum. "Eğitim sistemi değişince kat eklenecek okula" diyor. "O zaman mantıklı" diyorum, "bu sınıf 11. Kata taşınmalı" ve harıl harıl silmeye devam ediyorum.
Resul hoca halen hayatta mıdır bilmiyorum, hayattaysa umarım sağlığı yerinde ve mutludur, değilse de dilerim gittiği yer güzeldir.
Bunca yıl sonra rüyama neden girdin bilmiyorum Resul hoca, lakin, yıllar önce iyi ki öğretmenim olarak hayatıma girdin. Teşekkür ederim..