Aykut Erdoğdu, sabah dokuzda Twitter'da uzun bir yazı paylaşmış, tweet(*) şu ana kadar yaklaşık dört milyon görüntülenme, yaklaşık on üç bin retweet ve yaklaşık yirmi yedi bin beğeni almış...
(*Aykut Erdoğdu'nun tweetindeki yazıyı, kendi yazdıklarımın altına ekledim.)
Bu yazıyı okuyup paylaşan ve paylaştığında ulaştığı kişiler zaten üç aşağı beş yukarı bu yazıda anlatılanları biliyor ve oyunu halihazırda Kılıçdaroğlu'na verdi ve yeniden verecek.
İşin aslı, Twitter'da paylaşmak yetmiyor, çünkü gerçekten ulaşması gerekene ulaşmıyor. Ki bunu 14 Mayıs'ta gördük. Twitter çevreniz Türkiye geneli olsa Kılıçdaroğlu %80+ oyla Cumhurbaşkanı, Emek ve Özgürlük İttifakı en az 150 sandalyeyle meclisteydi.
Benim ne burada ne de Türkiye'de oyunu AKP'ye, Erdoğan'a vermiş tanıdığım yok.
Yine de Türkiye'deki eski komşularımı aradım, onlardan fikir aldım, kendi fikrimi söyledim. Komşularıyla, tanıdıklarıyla konuşmalarını rica ettim. Sağ olsunlar kırmadılar. Hatta canımın içi biri, börek, çörek, kısır yapmış evi doldurmuş, çocukları bilgisayarı televizyona bağlamış, bir sürü video da izlenmişler.
Hem çabası takdire şayan canımın içinin hem de diğerlerinin ikna ettikleri olmuş ama genel geri dönüşlerden birkaç örnek vereceğim.
- Mümkün değil başkasına vermezler, 2018'de İnce'ye oy vereceğim diyen kızlarını eşek sudan gelene kadar dövdüler. Kız ailesinden kurtulmak için evlendi.
- Teröristlerle ortaklık ediyorlar, diyorlar. Videoları gösteriyorlar, videolar, montaj diyoruz, gerçeğini gösteriyoruz, asıl bu montaj deyip inanmıyorlar.
- İmam hatipleri kapatacaklar, oruç tutmayı yasaklayacaklar, dini bayramları kaldıracaklar, din düşmanı hepsi, diyorlar. Yok öyle bir şey, diyoruz. Var, var sizi de kandırmışlar, adam Alevi zaten, diyorlar.
- Erdoğan başımızda olmasa ülkenin hali berbattı. Onun sayesinde bir saygınlığımız var dünyada, diyorlar.
- Kılıçdaroğlu ve diğer dinsiz teröristler ortalığı bu kadar karıştırmasa ekonomi bu durumda olmazdı. Sorumlusu Erdoğan değil, ortalığı karıştıranlar, diyorlar.
Tahmin edersiniz ki bu minvalde açıklamalar benim örneklerimden çoktur.
Ama bir de "oy kullanmayacağım" diyenler var.
- İlk seçimde oyumuza sahip çıkmadılar, ikincisinde mi sahip çıkacaklar.
(En çok verilen cevap buymuş, ardından gelenler de çokluğa göre sıralı.)
- Zaten gönülsüz vermiştik, şimdi oy toplamak için ülkücülerin diliyle konuşuyorlar.
- İlk seçimde Kılıçdaroğlu'na vermemiştim, benim gibi düşünenler sayesinde seçimi ilk turda kaybetmediler, şimdi baksınlar başlarının çaresine.
- Meclis çoğunluğunu elde edemediler, meclise girecek sandalyelerin çoğunu, eski akplilere ve milliyetçilere verdiler.
- Kendi ittifakındakiler ona oy vermedi, biz harıl harıl çalıştık, sözümüzü tuttuk ve %5'lik oyu almak için bir kez daha gördük ki ilk gözden çıkarılan yine biz olduk.
Özetle; ulaşılması gereken insanlar Twitterda değil, sokakta, evde, işte..
Üstelik sanılanın aksine; anlatmak, dinlemelerini, anlamalarını sağlamak hiç de kolay değil.
(*)
"DEVLETİN GENEL DURUMU…
Bundan bir ay önce Genel Başkanımız Kemal Bey beni çağırdı.
“Seçimi kazanmamız halinde neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Ankara’ya geç ve bütün kurumlardan uzmanları çağır. Bir heyet kur ve devletimizin durumunu, ilk ve ivedi işleri ve hasar tespitini çıkar” diye talimat verdi.
Ankara’da üç hafta süren çalışmalarımız sonucunda vahim bir tabloyla karşılaştık.
Normalde bu çalışmanın sonuçlarını kesinlikle paylaşmayacaktık.
Çünkü sonuçlar ürkütücüydü.
Elden geldiğince sessiz sedasız halletmeye çalışacaktık.
Ancak geldiğimiz aşamada yaptığımız çalışmanın bazı sonuçlarını paylaşmak zorunda hissediyorum.
Çalışmamızın sonuçlarının tamamını devletimizin ve milletimizin bekası için paylaşmayacağım.
Bu çalışmamızın çoğunu açık kaynaklarla yaptık.
Bu yazdıklarımın öneminin ve benim ve çalışma arkadaşlarım adıma yarattığı tehlikenin farkındayım.
Sadece şunu hatırlatayım bizim genlerimizde Kuvay-i Milliye var.
Ve biz bu ruhla gurur duyuyoruz.
Bedel ödemek istemeyiz. Ama ödenecek bir bedel varsa da korkup kaçmayız.
15 TEMMUZ SONRASI…
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi sonrası FETÖ’den boşalan kadroları dolduracak nitelikli kadroları olmadığı için Milliyetçi ve Atatürkçü kadrolarla çalışmak zorunda kalmışlar.
Ancak bu kadrolara asla güvenmedikleri için herbir kuruma aileden gördükleri tarikat ve cemaatlerden personel yerleştirmişler.
Mahrem işlerini yerleştirdikleri bu personel eliyle yürütüyorlar.
Bu personel aynı zamanda hiç güvenmedikleri ama çalışmaya mecbur oldukları Milliyetçi ve Atatürkçü personeli sürekli izliyor.
Şu an devletimizin en mahrem bilgileri bu tarikatların elinde.
En güçlü ekip HAKYOLCULAR. Devlet adamlarını en çok rahatsız edense atanan “küçük prensler”
MİLLİ GÜVENLİK…
Bu konuda yaptığımız çalışmanın bütün sonuçlarını paylaşamam. Ancak şu kadarını söyleyeyim. Genel Kurmay Başkanlığımız, MİT Müsteşarlığımız ve Emniyet Genel Müdürlüğümüz’de her kademede el üstünde tutmamız gereken kahramanlar var.
Bu kahramanlar siyasi baskılara direnerek ellerinden geldiğince görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Zaten devletin güvenliğini bu kadrolar sağlıyor. Devletin düşürüldüğü durumdan çok rahatsızlar. Her fırsatta bu durumu en üst makamlara iletiyorlar.
Polisimiz ve askerimiz sürekli bir soruşturma baskısı altında. Maalesef personel arasında ailevi sorunlar, geçim sıkıntısı, borçluluk, psikolojik sorunlar ve intiharlar çok yaygın.
Milli güvenliğimizi yakın tehdit altına sokan riskler var. Bu riskleri azaltacak diplomasi zayıf kalıyor. Özellikle ekonomimizin iyice güçsüz düşmesini ve devletimizin daha da çürümesini bekleyen odaklar var. En zayıf anımızda en olmaz taleplerle karşımıza çıkacaklar. Durumun farkındayız. Ve sürekli takipçisi olacağız.
Bu konuda son söz bizim Mehmetçiğimizin kanını satın alacak para daha basılmadı.
Biz vekalet savaşlarının lejyoneri olacak Millet değiliz.
MALİYE…
Maliye tarafında çok fazla sorun yok. Vergi toplanma konusunda alt yapı kurulmuş. Ancak vergi ödemeyen imtiyazlı şirketler var. Bunlara göz yumulması, vergi inceleme raporları sonuçlarının uygulanmaması, uzlaşma komisyonlarında bazı grupların vergilerinin silinmesi konusunda teknokratlarda büyük rahatsızlık var.
MASAK tamamı ile kör edilmiş. Uzmanlar çalıştırılmıyor. MASAK’ın izleme yetkisi sadece siyasi işler için kullanıyor.
HAZİNE…
Hazine’de tablo çok ağır. Kadrolar tarumar edilmiş. Bakan Yardımcıları işleri birkaç devşirme danışman ile götürüyor. Teknik kadrolar işlere karıştırılmıyor.
Hazine’de gelir yönünden sorun yok vergi gelirleri gayet iyi. Ancak giderlerde, borçlarda ve koşullu yükümlülüklerde korkunç bir artış var.
Seçim dolayısıyla Hazine boşaltılmış. Yıllık bütçede öngörülen açığın neredeyse tamamı harcanmış. Sadece BOTAŞ’ın birikmiş görev zararı 300 milyar liranın üzerinde. EYT’den gelecek yük yaklaşık 200 milyar. KKM pimi çekilmiş el bombası gibi bekliyor.
Deprem için en az 600 milyar lira ek kaynağa ihtiyacımız var. Gelirlerin çoğu garanti ödemelerine gidiyor.
Hazinenin nakit parası var gibi görünüyor. Ancak bu mevduat kamu bankalarından çekilemiyor. Çünkü kamu bankaları kara deliğe dönmüş. Hazine parayı çekse faizler zıplıyor. Kamu bankaları ile ilgili detayları yazamıyorum. Şu kadarını söyleyeyim. Kurda veya faizde bir hareket olursa (ki olmak zorunda) yandık. Hem de ne yandık.
Mevcut bütçe ile Eylül başını görmemiz mümkün değil. En az 1,5 trilyon liralık ek bütçe gerekiyor. Hepiniz ek vergilere hazırlıklı olun.
Özel bankalar kendilerini KGF ve KKM ile bir miktar garanti altına almışlar. Ancak yaşanacak bir kur veya faiz şoku hazinenin kapısına birkaç tane kurtarılacak banka bırakabilir.
Bankalarla ilgili son sözüm takipteki kredi rakamının doğru olmadığı. Bundan daha fazlasını söylememe Bankalar Kanunu engel teşkil ediyor.
MERKEZ BANKASI…
En ağır tablo Merkez Bankasında. Döviz rezervlerimiz -70 milyar dolara kadar inmiş. Üstelik 100 milyar doların üzerinde KKM olmasına rağmen bu rakama ulaşılmış.
Şu an zorunlu ithalatımızı karşılayacak kadar dahi dövizimiz kalmamış durumda. Dış ticaret açığımız tarihin en yüksek seviyesinde bir yıl içinde 200 milyar dolar finansman bulmak zorundayız.
CDS tarihin en yüksek seviyesinde. Yani tefeci faiziyle borçlanıyoruz. Buna rağmen döviz bulamıyoruz. Şu an döviz satışı ve altın ithalatı fiilen durmuş durumda. Çünkü döviz yok. Merkez Bankası teknik olarak iflas etmiş görüntüsü veriyor. Her an dış borç ödeme krizine girebiliriz.
KRİZ DEĞİL İFLAS…
Devletin kalanı ile ilgili bir şey yazmaya gerek görmüyorum. Devletimizin kolonları çürütülmüş. Sütunları kesilmiş. 6-9 ay içerisinde yaşanacak deprem ile ekonomimiz yıkılacak. Erdoğan ve ekibi Milletimizi bu enkazın altında bırakacak.
Deprem ne kadar şiddetli yıkım ne kadar büyük olursa baskı ve yıldırma o kadar yüksek olacak. Ama aç bir Milleti hiçbir güç bastıramaz. Bu yüzden Erdoğan kazansa dahi 5 yıl ülkeyi taşıyamayacak ve erken seçim yapılacak.
KURTULUŞ VAR ANCAK BEDELİ AĞIR
Şimdi soracaksınız. Nasıl kurtuluruz? Sözü eğip bükmeden söyleyeyim. Kurtuluşun bedeli var ve bu bedeli hep beraber ödeyeceğiz. Sorun kimin ne kadar bedel ödeyeceği.
Bu dönem çalıp çırpanlar mı bu bedeli ödeyecek yoksa fakirlikten kırılan Milletimiz mi? Şimdi anlıyor musunuz neden 418 milyar doların peşine düştüğümüzü. Çünkü başka çaremiz yoktu. Peki bu para tahsil edilebilir mi? Çok zor. Ama elimizden geleni yapacağız. Ne kadar kurtarabilirsek.
Gelelim diğer meseleye mecbur ek vergi alacağız. Azdan az, çoktan çok vergi alacağız. Yoksa milyonlarca depremzede kışa evsiz barksız girecek. Bunu göze alamayız. Ayrıca ekmek gibi su gibi dövize muhtacız. Mecbur dışarıdan kaynak getireceğiz. Başka yolu yok.
Türkiye ekonomisini hali pür melali budur.
Şimdi anlıyor musunuz Mehmet Şimşek neden görevi kabul etmiyor.
ERDOĞAN BUYURSUN KAZANSIN…
Bütün kalbimle söylüyorum. Erdoğan içten içe Kılıçdaroğlu’na oy verip enkazı üzerine yıkmayı istiyordur. Ama yapamıyor. Birgün dahi iktidarı devredemiyor. Sebebini siz biliyorsunuz. Bu koşullar altında ikinci tura gidiyoruz. Biz bedelini bile bile bu seçimi kazanmak için çırpınıyoruz.
Ateşe uçan kelebekler gibi…
Karar Yüce Türk Milletinin…"