30 Nisan 2023 Pazar

Senin bayramın kutlu olmasın çocuk!
1 Mayıs, erişkin, ergin yaşında, özgür iradeyle mesleğini seçene kadar senin bayramın olmasın çocuk!
Ne zaman ki; aynı işe aynı mesaiyi harcayan kadınların erkeklerden az maaş almasından rahatsız olan erkeklerin sayısı artar ve bu adaletsizliğe karşı sesini yükseltir, o zaman bir denge kurulabilir bu evrende ve biz artık "erkek egemen evren" demek zorunda kalmayız. 

29 Nisan 2023 Cumartesi

21 numaralı kampta yine yangın çıkarttı Rohingya gençleri. Geldiğimin üçüncü günü de aynı yerde yangın çıkmış, büyümeden müdahale edilmişti. Bu kez müdahale yine çok çabuk oldu. Kamptaki yangınlar arttığı için BM'nin talimatıyla, Bangladeş hükümeti, kampta itfaiye ekipleri bulunduruyor. Yine de yüzlerce bambudan yapılış konteyner kullanılmayacak halde yandı bir o kadarı da fazlaca hasar aldı. Tam hasar ancak yarın gün ışığında anlaşılacak. 


Yangında yaralanan olmadı. Çünkü Rohingyalar, yangınları birbirlerine zarar vermek için değil, dünya basınında kendilerinden söz ettirmek için çıkarıyor. Yine de can kaybı olmasa da bu yangınların Rohingyalara zararı çok büyük. Sahip oldukları azıcık şey veya daha önemlisi evrakları bu yangınlarda yok oluyor. Bir çok Rohingya evraklarını boyunlarına bağladıkları bez çantalarda korumaya çalışıyor. Üstelik hayatta kalsalarda uzun süre başlarını sokacak yeni bir evleri olmuyor. Oysa bu yangınlar bazı haber sitelerinde ufacık bir haber olarak yer alıyor, basılı yayına ise neredeyse -hele Avrupa'da- hiç yansımıyor. Dünyanın gözü ve kulağı buraya tamamen kapalı. 


[33 yaşında bir baba, "Yangında sığınağımı, tayınlarımı ve Myanmar'dan yanımda getirdiğim tüm belgeleri kaybettim" dedi.

“Kendi çocuklarım dışında barınağımızdan yanımıza hiçbir şey alamadık. Yangından kaçmak için koşmak zorunda kaldık ve çocuklarım bu trajedilerle karşı karşıya kaldıkları için travma yaşıyorlar.” ]


Burada yaşayan insanlar, etnik kıyımdan kaçtıkları için sığındı. Myanmar hükümeti, Rohingyaların kendi topraklarında yaşama haklarını ellerinden aldıkları için. Oysa buradaki yaşantılarına hayat demek çok zor. 


Kutupalong'da çocuk olmak nasıl bir şey diye sorulsa bana; çocukları çok seven ben, keşke hiç doğmamış olsalardı, derim. Buraya gelen, burada doğan çocuklar, oyun parkları, okulları, oyuncakları olsa da aslında hiç çocuk olamamış, ufak tutsaklar. Bu çocuklar, bir gün bu kamptan başka bir yerde yaşama imkanına sahip olursa hayata uyum sağlamakta çok zorlanacaklar. İçim acıyor!

Yangın asıl orada yaşayanların yüreğinde, ruhunda..


Yangını çıkartan gençler Bangladeş polisine teslim edildi, ardından mahkemeye çıkarılacaklar. Bu tür davalarda Bangladeş hükümeti, kundakçıların Myanmar'a geri gönderme taraftarı lakin BM bunu kabul etmiyor. 


Bugünkü yangına değin bu yılın başından bu yana büyük küçük otuz iki yangın çıkmış. En büyüğü 5 Marttaki yangın. O yangında Balukhali 11 nolu kampta 2805 barınak kullanılmaz hale gelmiş ve 15.925 Rohingya evsiz kalmış. Başka kamplara dağıtılan Rohingyalar arasında da yer sorunlarına bağlı ek huzursuzluklar yaşanmaya başlamış. Bloklar arasında çeteleşen Rohingya gençleri var. Bu çete savaşlarına sebebiyet veriyor. Sadece bu yıl bu çete savaşlarında ölen, öldürülen genç sayısı 24. 5 Marttaki yangını çıkaran gençlere ağırlaştırılmış 8 yıl hapis cezası verilmiş. Gençlerden biri hapishanede kendini öldürmeye çalışmış ancak müdahale edilmiş. BM gence haftada bir görüştüğü psikolog tayin etmiş. Tabii tüm bunları burada öğrendim, dediğim gibi, bu haberler basına yansımıyor.


Çoğu Rohingya, Myanmar'ı terk ettiği için pişman ve geri dönmek istiyorlar. Ölmek pahasına da olsa dönmek, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), buna da izin vermiyor. UNHCR, Myanmar'ın kuzeyindeki Arakan Eyaletindeki koşulların "Arakanlı mültecilerin sürdürülebilir dönüşüne elverişli olmadığını" söylüyor. Rohingyalar, Myanmar'dan Bangladeş'e gelirken, burada sadece belli bir süre kalacaklarına, BM'nin Myanmar'daki sorunları çözüp geri döneceklerine ya da buradan başka ülkelere gönderilip özgür yaşayabileceklerine inanıyorlardı. Oysa 6 yıldır, günden güne büyütülen kampta yaşıyorlar. Daha önce de demiştim ya; burası dünyanın en büyük mülteci kampı değil, burası dünyanın en büyük açık hava hapishanesi ve 2 mayıs, salı günü kampa UNESCO tarafından bir ünite daha eklenecek, Kütüphane. 

Ve ben yarın çocuklara kitap okumanın ne güzel bir şey olduğunu anlatacağım.... İçimde, çocukların kitaplarda anlatılan dünyayla gün gelip tanışıp tanışmayacaklarının kaygısı, kitaplarda anlatılan dünyaya dair kuracakları hayaller ve o hayallere ulaşma şanslarının imkansıza yakın olma ihtimalinden kaynaklı yaşayacakları hayal kırıklığının büyüklüğüne dair acı..

Ah!

Ah çocuklar! Canım çocuklar!

Faşizmin milliyeti olmaz. 

Faşizmi, Türk'e Kürt'e Laz'a Çerkes'e ayırmadan karşı durmak gerek. Zaten karşı dururken ayrıştırıyorsan, faşizme olan yaklaşımın "ırkçı değilim ama..." düzeyindedir. 

Ahmet Şık'ın videosunun öncesini sonrasını bilmiyorum hatta orada olanlar dışında kimse bilmiyor. 

Ahmet Şık'ı ne savunacağım ne de yargılayacağım, bu benim işim değil. 

Lakin, kimse de Halkların Demokratik Partisinin içinde (Halkların altını çiziyorum) Kürt milliyetçiliğinin olmadığını savunmasın. HDP'nin hem parti tabanı hem de seçmeni arasında mevcuttur Kürt milliyetçiliği.

Videoda bir cümle kurmuş Ahmet Şık "Selahattin’i çıkar HDP’den, ortada HDP kalmıyor." Ahmet Şık'ın bu cümlesindeki niyeti bilmiyorum. Lakin aynı cümleyi ben de kurabilirim, ki benzerini kıymetlimle ikili sohbetimiz esnasında kurdum. 

Tam olarak şöyle demiştim: "Selahattin Demirtaş eksikliği parti tabanında çok hissediliyor. Demirtaş, tutsaklığında dahi partiden daha çok varlığını hissettirdi halka. Çünkü gerçekte, HDP, halka 6-7 yıl öncesi kadar iyi ulaşamıyor. HDP'nin sabit seçmeni haricinde geçmiş seçimde HDP'ye oy vermiş olanlar arasında şu an azımsanmayacak sayıda insan TİP'e yöneldi." 

Bana bu cümleyi kurduran HDP'nin kendi içindeki tutarsız davranışları ve Kürt olmayan seçmenine yaklaşımı oldu.

Unutulmamalı ki Selahattin Demirtaş'ın tutsaklığı devam ediyor. Ve Demirtaş, bu tutsaklığı esnasında, ailesinden, dostlarından, mesleğinden uzaklaştırılmış haldeyken (bile) hep birleştirici, barışçıl oldu. Tutsaklığının öncesinde de tutsaklığı esnasında da sözünü esirgemedi ve söylediklerinin ardında durdu. 

Demirtaş asla "bildiklerimizi anlatırsak" cümlesini kurmadı. Çünkü Demirtaş, varsayımla konuşmaz, söyleyeceği varsa dolandırmadan, tehdit etmeden söyler. Kaldı ki neyin hesabı yapılmıştı da "bildiklerimizi anlatırsak", "beklediğimiz şeyler var, anlatacağız bildiklerimizi" cümlesi kuruldu ve sonrasında -ülkece girdiğimiz çıkmazdan kurtulmaya çalışırken, arkası yarın fragmanlarından bıkmışken- ne oldu da susuldu. 

Demirtaş asla başka halklardan insanların da olduğu bir ortamda ısrarla sadece Kürtçe konuşmadı ve asla "Kürtçe bizim ana dilimiz ve HDP bir Kürt partisidir, o yüzden Kürtçe konuşacağız" demedi. Kürtçe ana dildir. Ana dil haktır. Lakin ana dili Kürtçe olmayanların yanında herkesin anlayacağı bir dilde konuşmak yapıcıdır, adildir, eşitlikten, barıştan, kardeşlikten yana duruşun ifadesidir.

Demirtaş asla "HDP'nin Türk (eş) başkanı olamaz, biz mecliste Kürt halkını temsil ediyoruz" demedi. Demirtaş her zaman halkların kardeşliğine vurgu yaptı.

Demirtaş, HDP'nin kendi içinde yaşadığı sorunları asla dışarı, basına, fesata malzeme etmedi. 

Demirtaş hem HDP'nin içinde dengeyi korudu hem halkları kalbindeki yerini.

Tekrar Ahmet Şık'a dönecek olursam; Ahmet Şık'ın o kısacık videodaki sözleri ve dahi sonrasındaki iki satırlık özür twitine söyleyecek fazla sözüm yok. Ancak dünden bu yana, Ahmet Şık, Kürtlere "faşist" dedi, minvalinde -büyük- tartışmalara neden olan "Bu ülkenin Türk faşisti var bir de Kürt faşistiyle uğraşamam" cümlesinden ne 'Türklerin tamamı faşisttir' ne de 'Kürtlerin tamamı faşisttir' anlamını çıkarılamaz. Gel gör ki; ben bu cümleyi, faşizmle her anlamda, milliyet ayırmadan uğraşmayacaksan; mecliste beni temsil edemezsin, diye karşılarım. 

27 Nisan 2023 Perşembe

Adıyaman'da bugün, depremde eşini, iki çocuğunu kaybeden biri, önce hayatta kalan 12 yaşındaki kızını ardından da kendini öldürmüş..

Ama hala barınma, tuvalet, duş, yemek, su gibi temel ihtiyaçlara yönelik sorunları tam anlamıyla çözememiş, bölgedeki halka yeterli psikolojik desteği ulaştıramamış, milyarlarla telaffuz edilen bağışların hesabını vermemiş üstüne utanmadan "depremin izleri silindi" diyen siyasetçiler hayatta..