25 Ekim 2023 Çarşamba

İzlanda, iş ve gelir dağılımında kadın erkek eşitliği konusunda dünya geneline bakılınca oldukça üst sıralarda. İzlanda'da birçok ülkenin aksine ev kadınları da çalışan kadın statüsünde ve devletten maaş almakta. Hatta İzlanda'da 'ev kadını' ifadesi cinsiyetçi bulunduğundan kullanılmıyor, çünkü İzlanda'da mesleği ve geliri daha iyi olan çalışırken diğeri tam da olması gerektiği gibi cinsiyet ayırmaksızın evde kalıp ev işlerini yapıp çocukların bakımını üstleniyor. Avrupadaki birçok ülke dahil hayal sayılabilecek şartlara rağmen bazı mesleklerde aradaki fark az olsa da kadınlar aynı mesleği icra eden erkek meslektaşlarından düşük maaş alıyor.

Bunu protesto etmek için dün İzlanda genelinde tüm kadınlar iş bıraktı. Altını çizmek isterim 'tüm kadınlar'. Yani buna meslektaşları ile aynı maaşı alan kadınlar ve Türkiye'de olduğu gibi önüne 'sadece' küçümseyişi getirilen ev kadınları da dahil. Ve yine altını çizmek isterim bu iş bırakma eylemine ülkenin başbakanı Katrín Jakobsdóttir da eşlik etti. Katrín Jakobsdóttir'dan kısa da olsa bir konuşma yapması istendi. Jakobsdóttir ise bunu kabul etmedi. Protesto gösterisi ardından bunun sebebini soran bir gazeteciye ise şu açıklamayı yaptı; "tüm kadınlar iş bırakırken bu ülkede çalışan, bu ülkeye hizmet eden bir kadın olarak benim iş bırakmamam düşünülemez ve ben o eylemde başbakan olarak değil, bu ülkede yaşayan ve çalışan bir kadın olarak yer aldım. Göreve geldiğim 2017'den bu yana şartları tamamen eşitlemek için çalışıyorum lakin daha yapılması gereken iyileştirmeler var. Eminim bu eylem de iyileştirmelerin hızlandırılmasına katkı sağlayacaktır."

Hayal gibi demiştim değil mi?

Neyse... Öyle işte...

Anlamadan ezberlemek!..

Çok uzun yıllardır, belki de işittiklerimi anlamaya başladığım tarihten beri, bu ifadenin yeri vardır hayatımda.

Türkiye'de ezberci sistem her zaman oldu. Okullarda şarkı sözü, tekerleme ezberletir gibi tarih bilgisi ezberletildi, matematik ezberletildi. Olmadı Kuran kurslarında Kuran ezberletildi. 

Analitik düşünmeyi öğrenememiş, çıkarım yapamayan, fikir üretemeyen nesiller yetişti. 

Birkaç hitabet, birkaç marş ezberleyen cumhuriyetçi, birkaç ayet, birkaç sure ezberleyen dinci saydı kendini, dahası saydırdı da. Laiklik ise asla kavranamadı, yerli yersiz ve içi asla doldurulamadan kullanılan bir sözcük olarak kaldı. Türkiye, anayasasında laiklik ilkesi belirtilmemiş birçok ülke kadar dahi laik olmadı asla, olamadı. Olması için de hiçbir zaman yeterli çaba sarf edilmedi, aksine; dinin hele ki İslam dininin Türkiye topraklarında sahip olduğu güç, bazıları tarafından anlaşılmadı bazıları tarafındansa kullanışlı hale getirildi. 

Cumhuriyet tarihinde, siyaseten, dini değerlerin çıkara yönelik kullanışlı hale getirilmesi ta Serbest Fırka dönemi kadar eskiye dayanır, ancak dinciliği bileyleyip keskin hale getirenler, özünde laiklik kavramını yanlış anlamış ve dini değerlerin toplum üzerindeki etkisini anlamamış hatta küçümsemiş olanlardır. Özetle dini ezberden yaşayanlar yine ezberden Cumhuriyetçi, Atatürkçü olanlar tarafından güçlendirildi.

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda da bu böyleydi, bugün de aynı.

Bugün Türkiye'de, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun yüzüncü yılı değil de Türkiye Yüzyılı kutlamaları yapılıyor, bilinçli bir şekilde Cumhuriyet ifadesi ve başta Mustafa Kemal olmak üzere kurucuları anılmıyorsa bunun temel sebebi girizgahtaki ifadedir. 

Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan insanlara, cumhuriyet ve önemi anlatılmadı, öğretilmedi sadece ezberletildi.

İfadenin, fikrin hapsedildiği Türkiye, cumhuriyetin ilan edildiği günlerdeki Türkiye'den daha özgür değildir. Aksine bağnazlığın ve ezberciliğin işgali altındadır. Yüzyıllık Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyetin ilan edildiği dönemden çok daha uzaktır bugün cumhuriyet kavramına. 

Oysa coğrafi konumuyla, denizleriyle, bereketli topraklarıyla, zengin yeraltı kaynaklarıyla, en çok da halklarıyla, dinleriyle, kültürüyle hele yozlaştırılmamış olsa Anadolu kültürüyle; belki de dünya üzerindeki en güzel, en yaşanılır ülke olabilirdi Türkiye. 

Cumhuriyetin yüzüncü yılında; vatan sevgisini gerçekten yaşamış, hissetmiş olanları sevgi ve saygıyla anmaktan başka hiçbir şey gelmez elimden.

Dilerim, bilinçli oluşturulmuş cehalet ablukasından ve ezberciliğin hüküm sürdüğü bağnazlık işgalinden kurtulup yeniden özünü hatırlayarak, anlayarak, hissederek, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanların yaşadığı bir ülke olarak, nice yüz yılları olur Türkiye Cumhuriyeti'nin.




23 Ekim 2023 Pazartesi

Çoğu uykusuzluğa ya da yorgunluğa dayalı küçük, büyük baş ağrıları, hafif soğuk algınlıkları sayılmazsa -ki saymadım hiç- yirmi küsur yıl olmuş hastalanmayalı. 

Neyse bugün haftalar sonra ilk kez kalkıp hem de direkt üç defa on beşer dakika açık havada yürüyüş yapabildiğime göre artık istikamet iyileşme..

Ben iyi olurum da; dünya, o da bir gün istikameti iyileşmeye, barışa, sevgiye çevirir mi?


Neyse biraz da dedikodu.. Sahra Wagenknecht, uzun süredir bir tehdit gibi havaya saldığı sözlerini nihayetlendirdi ve Die Linke'den ayrılarak; Bündnis Sahra Wagenknecht'i (Sahra Wagenknecht İttifakı) kurduğunu açıkladı. İsim pek bir narsist mi olmuş, diye düşünmedim değil hani. 

Sahra Wagenknecht'in Die Linke'den ayrılmasını kayıp olarak görenler var, bence değil. Ayrıca Sahra Wagenknecht'in AfD seçmenlerinin bir kısmının oyunu alacağı düşünülüyor, buna da ancak "keşke" diyebilirim..

22 Ekim 2023 Pazar

Holokost'un utancını, acısını iliklerine kadar hisseden Almanlar, İsrail'in yanında durmazsa, Nazi sayılacaklarına kendilerini o kadar inandırmışlar ki; İsrail'in şu an Gaza'daki katliamını ve on yıllardır hem Gaza hem de Ed-Diffa el Garbiyya'ya (Batı Şeria) yapılan saldırıları görmezden gelmenin hatta yok saymanın da bir tür etnik soykırım olduğunun farkına dahi varamıyorlar.

Holokost'un miras bıraktığı yük o kadar ağır ki; yapılanları her eleştiren antisemit sayılıyor hatta eleştiren Yahudi olsa dahi.

21 Ekim 2023 Cumartesi

Kusmamak, delirmemek işten değil!


Önce yerinden yurdundan edilmiş insanları toplama kamplarında olduğu gibi insandan saymayıp istifleyip koca gri binalara yerleştir, her hareketlerini kontrol et, her fırsatta havadan saldır, on yıllarca sistematik bir şekilde, kadın, çocuk demeden sivilleri öldür, sonra korkunç bir terör saldırısını kendine mazeret belle, gözdağı vermek için insanların sığındıkları evlerini bombala, yerlerini terk etmeye zorla, gitmezlerse hastaneyi bombala, ilkin "biz uyarmıştık, gitmediler" de, ardından "saldırıyı biz yapmadık" diye masumu oyna, hazır olda bekleyen Avrupa ve ABD'nin desteğini yanına al, en sonra da hayatta kalanlara insani yardım göndermekle övün, kahramanlığının alkışlanmasını bekle, hazır olda bekleyenler alkışlamaya başlayınca "terörden ancak savaşarak kurtulabiliriz, sivil halk zarar görmek istemiyorsa 24 saat içinde Gaza'yı boşaltsın" de!!!