30 Temmuz 2024 Salı

Ağaçları yakan, ormanları yok eden, gözünü kırpmadan köpekleri topluca öldürenleri gülerek alkışlayanlar; yarın öbür gün çekilen ipin, kendi ipleri olmayacağından nasıl bu kadar emin oluyorlar?

Daha düne kadar el pençe divan durduklarını terörist ilan edenler, dün söylediğini bugün inkar edenler, giydiği elbisenin kalıbını alanlar, suyuna gittiklerinin huyunu alanlar, yarın sizin alkış tuttuğunuz katliamın sorumluluğunu alacaklar mı yoksa sizi katliamın sorumlusu tutup namluyu size mi çevirecekler?

Heinrich Heine, 1823'de "Kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır." demişti. Ve maalesef Heine haklı çıktı. Hukukun işlemediği, demokrasiyi kaybetmiş, tek adam rejiminde; köpeklerin topluca öldürüldüğü yerde sonunda; kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi giyinmeyen, kendileri gibi konuşmayan, kendilerinden saymadıkları yani saraya, saray eşrafına ve şürekasına boyun eğmeyenlerin de öldürülmeyeceğine kim emin olabilir?

Var oluşundan sorumlu olmadığı bir canlının yok oluşundan sorumlu olmak hakkı, diye bir hak var mıdır?

Bir canlının, herhangi bir canlının katledişine sevinen kişi gerçekten insan mıdır?

Ya da insan aslında nedir?




“Dort wo man Bücher verbrennt, verbrennt man auch am Ende Menschen.” Heinrich Heine, Almansor, 1823



28 Temmuz 2024 Pazar

Küçücüktüm, babam "kalbin yumruğun kadardır" dediğinde. Son günlerde aklımda devamlı bu cümle, ellerime bakıyorum hep, küçücükler.. Küçücüktüm hayaller kurarken.. Küçücüktüm umudum varken.. Küçücüktüm mutlu sonlara inanırken.. Küçücüktüm babam yanımdayken.. Küçücüktüm bilmezken aslında ne büyükmüşüm.. Küçülmekmiş büyümek ve kocamanmış meğer küçücükken insan...

İki güzel söz, üç gülümseme, ruhsal gücüm yükseliyor, derken; IFRC'nin yeni raporlarını okuyorum ve gerçek hayat, o yükseldiğim yerden alıp beni, son sürat alaşağı ediyor. Elimden hiçbir şey gelmemesi kahrediyor. Oradayken de gelmiyordu, burada hiç gelmiyor. Kendi bireysel gücümü son gıdımına kadar harcasam da çabalasam da değiştirmek, iyileştirmek için, biliyorum, okyanustaki kum tanesi bile değilim. Gördüğüm maviyi gök sanıyorum, oysa sudayım, boğuluyorum, çıkış, şeffaflığı yanıltıcı bir tabaka ile kaplı, bulamıyorum. Karanlık, kötülük, nefret o kadar kaplamış ki dünyayı, bu tabaka kalkar mı, kalksa da altından aydınlık, iyilik ve sevgi çıkar mı hiç bilmiyorum. 

27 Temmuz 2024 Cumartesi

Duygularımı, küçücük ellerimle, küçücük yüreğime istifledim. 

Korkuyorum yine de, bir şey ya da biri çarpsa dökülüp dağılacaklar diye.

Ve döksem yüreğimi, dökülse yüreğimdekiler, yok gücüm yeniden toplamaya.

26 Temmuz 2024 Cuma

Sabah Jost dedi ki "dün dinlediğin neşeli şarkıyı çalsana". Anlamadım, dahası dün ne dinlediğimi bile hatırlamıyorum, telefonda kayıtlı şarkılar oynatıcıda rastgele ayarında, zaten mevcut ruh halimde dinlemekten çok, ses olsun düşüncesiyle müziğe sığınıyorum. "Anlamadım, hangisi?" diye sordum. "Gaza ile ilgili olan ama hüzünlü değil, hatta son derece keyifli" dedi. Çok şaşırdım. "Telefonumda Gaza hakkında şarkı yok ki" dedim. "Var" dedi, "dün dinledim, çok eminim, İstanbul ve Gaza hakkında". İstanbul ile ilgili şarkıları hızla aklımdan geçirmeye çalıştım, ki İstanbul ile ilgili çok şarkı var ama yok, herhangi bir bağlantı kuramadım. Bagaj beklerken kulağımda Can Bonomo'nun Gazapistan'ı çalmaya başlayınca Jost'un bu şarkıyı kastettiğini düşündüm, yanına gidip, şarkıyı çaldım. Kocaman bir gülümseme ile "işte bu" dedi. Bu kez ben güldüm ve açıkladım: Gaza değil, gazap. Gazap, öfke demek, öfke ülkesi, öfke yeri. -istan eki, Farsça'dan gelir, ülke, yer anlamındadır. Afganistan, Hindistan gibi. Afganülkesi, Hintülkesi. Gazapistan var olan bir yer hatta var olan bir kelime değil. Can Bonomo kelime oyunu yapmış. Sonra sözleri çevirdim. "Çok güzel" dedi, "hem müzik hem sözler." Gülümsedim "öyle" dedim. Düşündüm, dili bilmeyen birinin Gazapistan ve Gaza arasında bağlantı kurduğunu bilse ne hissederdi Can Bonomo. Bilmiyorum tabii ama sevinirdi sanki ve fakat onun için de düşündürücü olabilirdi. 


Neyse, işte böyle... Bir Can Bonomo şarkısı daha an'lar ve anı'lar hanesine işlendi..

Bense hala; sanma acıtmaz dünya seni o kafeste. Her gün aynı tebessüm her gün aynı beste... Lakin ben; tutuyorum cebimde ne kaldıysa hatalarımdan, kendimi kendi yerime koyuyorum, korkarsam adım almaktan ya da tut ki derinlere dalmaktan, kendime "sen korkma yeniden doğar güneş" diyorum.