31 Mart 2023 Cuma

Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenler, 27 Nisan – 9 Mayıs tarihleri arasında yaşadıkları ülkelerin belirlediği tarih ve noktalarda oy kullanabilecek. Gümrük kapılarında oy verme işlemiyse 27 Nisan 2023 tarihinde başlayıp 14 Mayıs günü TSİ 17.00’de sona erecek. Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalması durumunda, 20-24 Mayıs tarihleri arasında oy kullanabilecekler, gümrük kapılarındaki oy verme işlemi ise 20 Mayıs'ta başlayacak ve 28 Mayıs TSİ 17.00’ye kadar devam edecek. Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı olup seçim dönemini Türkiye’de geçirenlerse gümrük kapılarının herhangi birinde oy kullanabilecek. 

Yurt dışı kayıtlı seçmenlerin oylarının seçim sonuçlarına etkisi azımsanamaz. YSK'nın resmi sitesinde yaptığı açıklamaya göre yurt dışı oylarının seçime katkısı şöyle hesaplanıyor; 
https://t.co/H4t7Vq5qCW
Anlamadıklarımı sorduğumda sabırla cevap verenlerimin olduğu şanslı bir insan olduğumdan belki de; okuduğunu anlayan, anlamamışsa da anlamak için çabalayan, soran, araştıran insanların özlemindeyim..

30 Mart 2023 Perşembe

Yıllardır devleti yönetenler, sanki ilk kez yönetmeye adaymış gibi vaatlerini sıralarken; depremde her şeyini kaybetmiş insanların, başlarını soktukları çadırlar hava şartlarından yıkılıyor, uçuyor. 

"Keşke kurtulmasaydık" diyen insanların isyanını, feryadını duymayan hiç kimse ülkeyi yönetmemeli, yönetmeye talip olmamalı. 

Sorularınızı sadece duymak isteyeceğiniz cevapları verecek kişilere yöneltirseniz yanılırsınız.
Ve bu yanılgının etkisi, boş bir odada yankı yapan kendi sesinize "biri var" diye sevinmek kadar kötü, zararlı ve tehlikelidir. 

28 Mart 2023 Salı

Yorgunum demeye, uykusuzum demeye utanıyorum. Şarıl şarıl akan suyun altında saçımı şampuanla köpürtmeye utanıyorum. Tertemiz, mis kokulu pijamalarımı giymeye utanıyorum. Rahat yatağıma yatıp uyumaya utanıyorum.
Utandığım için uyuyamıyorum, uyuyamadığım için yorgunum.
Yorgunum demeye utanıyorum..

Kerem Kınık "kaotik durum olmasın, diye istifa etmiyorum" demeye utanmıyor.

21 Mart 2023 Salı

"Keşke kurtulmasaydım."
"Kurtulduk da ne oldu?"
"Nasıl devam edecek hayat?"
O kadar çok kişiden duydum ki bu ve benzeri cümleleri ve o kadar ağır ki ruhumda bu cümlelerin yükü, o insanların çaresizliği; günlük hayatıma dönemedim hala, eğer başarırsam uyumayı onlar rüyamda, uyandığımda yüzleri göz önümde, sesleri kulağımda. Ama şu anki başlıca görevi, deprem bölgesindeki insanlara, bu cümleleri kurmasınlar diye yardım etmek olan Kerem Kınık, twitter'da Şahan Gökbakar ile ergen atışması yapıyor. Midem bulanıyor.

17 Mart 2023 Cuma

Az önce fatih dadaş diye bir şeyin tiktok videosunu izledim. Buna hakaret de edilmez, hakaret incinir, buna mı layık görüldüm, diye. 
Öfkeden ne diyeceğimi bilmiyorum, lakin dalga geçtiği insanların yaşadıklarının beterini yaşasın ve o an aklına gelsin tüm söyledikleri, o söylediklerinin pişmanlığı ile kıvransın, ölmek için yalvarsın ama ölemesin, kalan ömrü yalvarmayla, muhtaçlık içinde geçsin. 



16 Mart 2023 Perşembe

"İyi misin?" diye soruyor biriciğim.
Değilim, dahası iyiymiş gibi yapma yeteneğimi de kaybettim..
"İyiyim, sağol" diyorum.

15 Mart 2023 Çarşamba

"Bize birkaç tane ördek getirsinler, bakarız."* 
Başka şartlarda duyulduğunda gülümsetecek olan cümle insanın yüreğini dağlıyor. 
Umarım ve gerçekten isterim hesabı sorulur bu yaşatılanların. 

*Fırat Fıstık'ın haberinden yer İskenderun 
"Her şey Allah'tan"(!) 
Ne kolay bir kaçış..
Hadi depremin zamanını ve şiddetini önceden bilmek mümkün değil, ya bu yağış için bahane ne?
Günlerdir şiddetli yağış uyarısı yapılıyor, şiddetli yağışların sele sebebiyet verebileceği ihtimalleri konuşuluyor.


İnsanlar her şeyini kaybetmiş zaten, şimdi de sığındıkları çadırlar su içinde. Üstelik uzmanlar ne zamandır uyarıyor, atık su yoğun yağışlarda yağmur sularına karışabilir diye. 

14 Mart 2023 Salı

Hiç toparlamadan, gelişine yazacağım aklımdakileri..

"2018 seçimine göre HDP oy kaybetti" deniyor, doğrudur. Lakin oylar Emek ve Özgürlük İttifakı içinde kalacak, Hüdapar'a birilerinin heves ettiği gibi bir kayma olmayacak, buna inanıyorum.

"İnce, daha önce %30 aldı" diyenler var. Bunlar, ya çok saf ya da safi kötü. O oyların hepsinin İnce'nin şahsına olduğunu düşünmenin başka izahı olamaz. Aynı şekilde "İnce'nin alacağı oydan ne olur" diyenler de var oysa 1-2'lik bir oynama dahi seçimi ikinci tura taşıyabilir, maalesef. 

"Cumhur İttifakındaki MHP oyları Oğan'a gidecek" diye sevinenler var. Bu aklıevveller İYİP'in tüm oylarının Millet İttifakına gideceğini, oradan Oğan'a hiç oy çıkmayacağını da sanıyor hatta masadan kalkıp masaya yeniden oturmanın Oğan'ı güçlendirmiş olabileceğini algılayamıyorlar.

"HDP eşittir PKK" diyenler var. Hayır, HDP yasal bir siyasi partidir. Parti içinde ya da partiye oy verenler arasında PKK'ye yakın olanların olması dahi HDP'nin yasallığına engel değildir. Üstelik bugün ayrı noktalarda duruyor görünen ülkücülerin elleri kandan hiç temizlenmedi. 


"Kılıçdaroğlu'na oy vermektense sandığa gitmem daha iyi" diyenler ise ancak hiçbir gelecek kaygısı olmayanlardır. Ya çocuğu, torunu olmayan ya da onlara yurt dışında yeni bir hayat kurma imkanı olanlardır aynı zamanda. Ve unutulmaması gereken, referandum dahil son 21 yılda sandığa gitmeyen herkesin bugünkü karanlıkta payı vardır. 




 

13 Mart 2023 Pazartesi

Az önce, "Elbistan'da kurulmaya başlanan Kocasinan Yaşam Parkı çalışmalarında sona yaklaşıldı" başlıklı bir habere denk geldim. Kurulan alan için şu ifadeler kullanılmış, "Elbistan halkının hem alış veriş yapılabileceği hem de gündelik ihtiyaçların karşılanabileceği hatta içerisinde aile sağlık merkezi ve eczane gibi donatıların olacağı bir mekan olacak." Haberde asfalt dökülmüş bir alanda yan yana dizilmiş konteynerlerin fotoğrafları da yer alıyor. 



İnsanların ihtiyaçlarını karşılayacak bir yerin kurulması çok güzel. 

Ve fakat günlerdir kafamda dolanan kuyruklu tilkilerin birbirlerine söyledikleri, sordukları son bulmuyor; "yine Elbistan!", "sadece Elbistan'da mı böyle bir alan kuruluyor?", "başka yerlerde de benzer çalışmalar var mı?"...

12 Mart 2023 Pazar

Dün akşam, Kınık, IFRC'den gelen yetkililerle açıklama yapmış ve seçilen yer yine Kahramanmaraş, Elbistan. Bu da benim prezantasyon şüphelerimi maalesef güçlendiriyor. IFRC'nin ise diğer bölgeleri de görmek isteriz dememesi de 'aman kurumun geneline laf gelmesin' kaygısı şüphelerimi.



11 Mart 2023 Cumartesi

34 gün oldu. 

Ülkenin bir kısmında hayatın tamamının değiştiği, kalanında da devam etse de hayat, çok fazla farklılığın oluştuğu günün üstünden 34 gün geçti. Hala yardımların ulaşmadğı, barınma sorununun çözülemediği insanlar var. Tuvalet, vücut temizliğinin karşılanması gibi doğal ihtiyaçlar dahi bu şartlarda ancak bu kadar oluyor seviyesine ulaşmadı. Her gün yeni bir bölgeden içme suyu çağrısı yapılıyor. İnsanlara hala yeterli içme suyunun ulaşmadığı yerler var. 

Bir de madalyonun öbür yüzü olan yerler var. Daha ilk günlerde çadır kentlerin kurulduğu, her türlü yardımın çabucak ulaştırıldığı, palet palet suların olduğu yerler. Ki bu yerlerden biri de Elbistan. Kızılhaç ekibi ile bölgede bulunduğum ilk hafta uzun beklemeler sonucu görev yeri olarak Elbistan verilmişti ve biz oraya vardığımızda niye oraya yönlendirildiğimizi anlamamıştık, tüm ekipler çalışıyordu, çadır kentler kurulmuştu, çadırlarda yerler vardı, yemek karavanı kuruluydu, su ihtiyacı hiç yoktu. Bölgede AFAD ve UMKE görevliydi, çeşitli illerden İtfaiye erleri de vardı. Bulunduğumuz noktada kendimizi gereksiz hissettik. Başka yere yönlendirilme talebinde bulunduk, uzun bekleme sonrasında Adıyaman'da kurulan çadır hastanesine yönlendirildik. Orada ise 24 saati doldurmadan bize ihtiyaç olmadığı söylendiği için ayrılmak zorunda kaldık. Oysa Adıyaman'da durum Elbistan'da olduğundan farklıydı, orada bize ihtiyaç vardı ve biz işe yarıyorduk.

Almanya'ya döndükten sonra uzun süre kafamızdaki sorulara yanıt bulamadık. Derken Twitter'ın kötülük timsali selman'nın paylaşımını gördüm. O vakit aklıma gelen tek şey şu oldu; orası prezantasyon bölgesiydi ve diğer kurumlara başka yerlerde görev izni verilirken Kızılhaç'a verilmemesinin sebebi gerçeği göstermeme çabasıydı. Böylece Kızılhaç, IFRC raporlarına bölgeye gittik, bölgede her şey kontrol altındaydı diye rapor verecekti. Nitekim bu fikrim soğumadan Kızılay'ın kurduğu şirket üzerinden afetin üçüncü günü AHBAP'a çadır sattığı skandalı ortaya çıktı. İlk gün, hiçbir karşılık beklemeden afet bölgesine ulaştırılması gereken çadırlar, yine afet bölgesine ulaştırılmak üzere bir STK'ye satılmıştı. Skandaldan birkaç gün sonra DRK, Almanya'da birçok büyük gazete bunu yazınca ve halktan bağışlarımız nereye gitti sorusu yükselince açıklama yaptı, ancak yapılan açıklama aslında sadece Türk Kızılayı'nın yaptığı açıklamayı tercüme edip servis etmekten öteye geçemedi. Ve hala kafamda bir sürü soru; çadırlar, portatif duşlar, tuvaletler nereye kuruldu? Yaptığım araştırmada gönderilen çadırlarda logo olmadığını öğrendim. Zaten olsa da AFAD logosu ile kapatılacakmış. Buna da takılmak gerek belki ancak ben bununla eğer ki yardım yerine ulaşıyorsa ilgilenmeme kararı aldım. Bir de şu içimde dinmeyen şüphe olmasa.

Ama madalyonun iki yüzü yok bu yaşananlarda. Hatta yuvarlak, fırıl fırıl dönen bir madalyon, yüzü olmayan, siyasetin çirkin yüzünün değdiği her şey gibi. 

Bizden bir gün önce Türkiye'ye ulaşan THW ve ISAR, 'Hatay'a yardım ulaşmadı' çağrıları üzerine direkt Hatay'a gitti. Biz bir gün önce gelebilseydik, biz de Hatay'a yönlendirilir miydik tam emin olmasam da belki ihtimalini yok sayamıyorum. Hatay'a yardım ulaşmadı sesleri tüm dünyaya sosyal medya sayesinde ulaştı. Ve bu sayede Hatay'a geç de olsa yardım elleri hem Türkiye'den hem Dünya'dan hızla ulaştı. Hatay'a bu kadar yardımın ulaşması beni çok sevindirse de burada da içimi huzursuz eden hususlar vardı. Öyle ki depremde Antakya'dan sonra en çok hasar alan yer olan Adıyaman neredeyse kimsesiz bırakıldı. Adıyaman'ın sesini duyan olmadı ve acıdır ki Adıyaman'ın sesini duyurmak için kimse organize olmadı. Üstelik yine sosyal medya üzerinden akp'li ve tarikatçi kesim muamelesi gördü. Bu konuda Suriye ve Türkiye ikileminde kalmış, kendi ilkelerinden ödün vermiş biri olarak fazla konuşmayı kendime hak bulmasam da canımı yakmadığını söylesem yalan olur. 

Tarık, Defne'de sahra hastanesi kurulacağını, Türkçe bildiği için ilk ekibin başında kendisinin olacağını, istersem beni de götürebileceğini söylediğinde hazırlanmam ve yola çıkmak bir saat dahi sürmedi. Birkaç gün önce tarifsiz acılarla ayrıldığım Adana havaalanına karmakarışık duygularla indiğimde Tarık henüz gelmemişti. Herhangi bir risk almamak için pasaporttan geçmeden bekledim. Antakya'ya gitmeden önce medyada gördüklerim ve anlatılanlardan öte bir bilgim yoktu, olamazdı da. Gördüklerim karşısında nefesim kesildi desem abartı olmaz. Tarık, bu derece yıkıma uğrayan başka yer yokmuş dedi. Adıyaman da böyle dedim. Şaşırdı, hiç duymadık, dedi. Evet, hiç duyulmadı, duyurulmadı. Hatta Tarık'a Adıyaman'daki çadır hastanesine beni yönlendirmesi mümkün olabilir mi diye sordum. Olmayacağını söyledi. Kabullendim. Bir kez daha burnumun dikine gitmeyecektim. Elimden gelen neyse Defne'de yapacaktım, elimden gelen ne varsa Defne'de yaptım. Elimden çok az şey geldiğini defalarca defalarca defalarca tüm hücrelerimde hissettim. 

Şu an bunları yazarken, bir hafta önce aynı saatlerde oradan ayrılma hazırlığı yapmak üzere olduğumu düşünüyorum. Bir hafta oldu döneli ama dönmedim aslında, sadece cismen buradayım. Aklım da kalbim de orada kaldı. Kulağımda hiç dinmeyen ninni olmuş ağıt "sareri hovin mernem" gözüm açıkken de kapalıyken de hep oradaki insanların yüzleri..

Bir de internette gördüğüm bir duvar yazısının fotoğrafında yazanları hiç unutmayacağım sanırım "konuşacak çok şey var ama konuşacak kimse kalmadı 06.02.23, Acıyaman" çünkü öyle Adıyaman'ın adı olmuş Acıyaman...

Bu acılar diner mi? Ateş düşen yerlerde zor. Bu acılar unutulur mu? Umarım unutulmaz, hep hatırlanır. Yaralar sarmayla iyileşmeyecek kadar büyük yine de sağalma süresinde yardıma erinmeyen, elini uzatan herkese minnetim büyük. 




9 Mart 2023 Perşembe

"Farkında olup farkında değilmiş gibi davranmak altında hodbinlik yatmıyorsa hiç kolay değildir ve illa yaşantıda yıkıcı etkiye sahip çarpıcı izleri olur. 
Fakat farkında değilmiş gibi davranmayı bilinçli seçenler uzak durulması gerekenler sıralamasında en üstte yer almalı. Zira hodbindirler ve onlar kötülükten çekinmeyenlerdir."
Fritz Gerlich
"Deprem sonrası AKP’nin oyu 4 puan azalmış" ifadesi, şu ifadeyi hatırlattı "Ankara'daki terör saldırısı sonrasında ... yükseliş trendi ..."
Ve yazıklar olsun her kim ki insanların acılarını yüzdelere pay edip puanlıyorsa. 

8 Mart 2023 Çarşamba

"Gerçeklere uyanalım" dedi. 
"Bence uyanmayalım. Uykuda güzel bir rüya görme ihtimalimiz var, gerçekler ise kabustan beter" dedi diğeri.

6 Mart 2023 Pazartesi

Sadece Türkiye değil, Dünya siyasetini de her zaman yakından takip ettim. Çünkü "şimdi siyasetin zamanı değil" diyenlerin aksine aldığımız her nefesin siyasetle ilintili olduğunu düşündüm. 
Ve şu son günlerde Türkiye'de yaşananların nefes almayı ne denli güçleştirdiği ortada. Bunca kayıp, bunca yıkım arasında süre gelen oyunların halka hiçbir yararı olmadığı gibi zararı çok.
O yüzden bu oyunun tüm paydaşlarının bir an evvel kendilerini toparlayıp akıllarını ve enerjilerini gerçeklere yani halka ve ülkenin geleceğine yönlendirmelerini temenni ediyorum. 

5 Mart 2023 Pazar

Tüm acılara rağmen dayanışma çok güzel. Dilerim bu hep böyle sürer. Çünkü haftalık, aylık, yıllık değil; çok uzun bir süre ihtiyaç var bu dayanışmaya..
Bazen gitmek kalmaktan zor..
Hele ki aklın ve kalbin geride kalacaksa..

4 Mart 2023 Cumartesi

ah gözyaşı damıtılabilseydi
milyonlar milyarlar telaffuz ediliyordu şaşalı bağış gecelerinde bebek maması hazırlayacak temiz su yok su ya su en temel yaşamsal ihtiyaç yok

2 Mart 2023 Perşembe

çünkü
ninni
olmuş
ağıt
https://youtu.be/YVoPP5RerEQ

1 Mart 2023 Çarşamba

Kucağındaki çocuğu göğsüne bastırmış pışpışlayan kadın, ezgisini bildiğim, sözlerini seçebildiğim lakin anlamadığım bir şarkı söylüyordu. Hüzün ve huzur karışmış halde kadının biraz ötesindeki kasaya oturup izlemeye ve dinlemeye devam ettim. Kadın çocuğu neredeyse üstüne yuvarlanmış şekilde tutuyordu. Bir eli ile hafif hafif çocuğun poposuna vururken kendisi de yavaşça arkaya öne sallanıyordu. Bir genç geldi yanıma "yoruldunuz, bir çay vereyim mi?" diye sordu. "Yok, sağ olun" dedim. "İnsanın ciğeri yanıyor değil mi?" diye sorunca "öyle" diyebildim ancak. Çocuk uyuyup kadın susunca kalkmaya yeltendim, kadının yanına gitmek istiyordum. Genç omzumu tuttu "şimdi gitmeyin yanına, belki daha sonra" dedi. "Tanıyor musunuz?" diye sordum. "Evet, teyzem" dedi "kuzinim ve beyi öldü, kuzinim, kızının üstüne kapanmış, o sayede hayatta kalmış. Kuzinim teyzemin tek çocuğuydu." Ne diyeceğimi bilemedim, zaten ne denirdi ki, öğrenilmiş kelimelerin ne anlamı olurdu ki. Yine de gence dönüp "belki konuşmak iyi gelir" dedim. Bu kez sesi yalvarır bir hal almıştı "biliyorum, yardım etmek istiyorsunuz ama lütfen şimdi değil, şimdi bırakın onu, belki başka zaman." "Peki" dedim, illa vardı bir bildiği.
Kalktım "ben gideyim o vakit, teşekkür ederim size de" dedim. O ise "biz teşekkür ederiz" dedi, içten bir sesle.

Çadıra döndüğümde aklımda kalan sözleri Google'da aradım. Aklımda kalan sözlerin faydası olmadı. Ezgiyi düşündüm, onu da çok iyi bildiğime emin olduğum halde bir türlü çıkaramıyordum. Gözlerimi kapatıp zihnimde melodiyi gezdiriyor, Google'da aramak üzere hatırıma başka kelimeler de getirmeye çalışıyordum. 

Tarık'ın elinde iki fincan kahve ile yanı başımda durduğunu çadırdan birisi ona seslenmeseydi fark etmeyecektim bile. "Oturalım mı, yürüyelim mi?" diye sordu. "Yürüyelim" dedim. Çünkü bu sorunun, sigara içelim mi, anlamına geldiğini biliyordum. 

Stattan biraz uzaklaşınca birer sigara yaktık. Birden "sana bir melodi mırıldanacağım, ne olduğunu bulabilir misin?" diye sordum. Şaşkın "denerim" dedi. Melodiyi mırıldandığımda "çıkaracağım galiba, biraz daha devam et" dedi. Ettim. "Turnam gidersen Mardin'e olabilir mi?" diye sordu. Sanki tüm kanım çekilmiş gibi üşüdüm. İbrahim, dedim içimden, belki dışımdan da. "Olabilir, ama Türkçe değildi, Kürtçe olabilir mi?" dedim. "Hadi bana bulmaca çözdürme de anlat" dedi Tarık. Anlattım. Aklımda kalan sözcükleri de sıraladım. "Ermenice olabilir" dedi. Sonra bulduğu şarkıyı YouTube'da açtı. Sareri Hovin Mernem. Evet, buydu. Üstelik sözleri Türkçeye çevrilmişti.

"dağların rüzgarına kurban olayım
yarimin boyuna kurban olayım
bir yıldır ki görmemişim
görenin gözüne kurban olayım
durmuşum gelmeye takatim yok
dolmuşum ağlamaya takatim yok
takatim yok
takatim yok
bir yıldır ki görmemişim
görenin gözüne kurban olayım
dereler su getirmiyor
yarimin haberini getirmiyor
belki yüreğim donmuş
bana sevda ateşini getirmiyor
belki yüreği donmuş
bana sevda ateşini getiremiyor
durmuşum gelmeye takatim yok
takatim yok
takatim yok
dolmuşum ağlamaya takatim yok
takatim yok
takatim yok"

Ah!
Kadının torunu üzerine yuvarlanmış ileri geri sallanışı gözümün önünde. İsmail amcanın her beş dakikada bir "kızımı çıkarmadılar daha" deyişi. Semra'nın "baba, annem ve Semih nerede?" diye soruşu. Pelin'in "Boncuk ve Pamuk ölmüş" diye ağlayışı. Nicelerinin yüzü, sözü, ağıtı, göz yaşı..

Babamın sevgisi, babaannemin sesi, İbrahim'in yüzü, Sevil'in gülüşü, Sinan'ın.....

Kendi iç sesim..

Tarık'ın sesi, göğsü, sımsıkı saran kolları, güven..

Dinen acı var mı? Hayat devam etse de gerçekten dinen acı var mı?

Tarık'ın telefonunun sesi, Laeti'nin sesi, güzel sesi, çocuk sesi, seni çok seviyorum baba diyen sesi, şimdi halamla konuşmak istiyorum diyen sesi, canım halam, seni çok seviyorum, çok özledim diyen cıvıl cıvıl sesi, ben de seni çok seviyorum bebeğim ve çok özledim diyen ruhuma yabancı canlı sesim..

Hayat devam ediyor..
Takatim yok..
Hayat devam ediyor..