31 Aralık 2023 Pazar

Bir yıl daha geride kaldı.. 

Her yıl, yıl bitip yenisi başlarken içinde; iyilik, güzellik, sağlık, umut ve illaki barış, illaki sevgi olan dileklerim olurdu..

Lakin hayat; felaketleri, acısı, hüznü, çaresizliği şekil değiştirerek ve hep daha güçlü; bazen afet bazen salgın bazen savaş bazen ekonomik kriz ya da hepsinin özeti yanlış siyaset şeklinde gelmeye devam ediyor.. 

Türkiye, insanların afette öldüğüne üzüldüğümüz değil hayatta kalmadığına, ölüp de kurtulduğuna sevindiğimiz bir ülke artık. Kurduğun cümlenin ne kadar korkunç olduğunun bilincinde misin, diye düşünmek hakkınız elbet. Lakin asıl korkunç olan, bu cümleyi kurabilecek kadar çok acının depremin yıktığı yerlerde gerçekten var olduğu ve bu acının hala devam ettiğini, kendi çabalarıyla hayatta kalmaya çalışan insanlara uzanan bir avuç gönüllünün ellerinin, kollarının ve dahi paralarının yetersiz olduğunu bilmek. Evet, asıl korkunç olan benim kurduğum cümle değil, gerçek.. 

Kimlerin hayatta kalacağına, kimlerin öleceğine, kimlerin hayattaysa nasıl bir yaşam süreceğini belirleyen bir sistem hakim ülkeye yıllardır. Üstelik her şeyin aksine tıkır tıkır işleyen bir sistem.. 

En çok, en alalı yalanları söyleyenlerin el üstünde tutulduğu, karnı doyacak çocukların sistemin oyuncağı olduğu, yapılan işin değil yapacak olanın ilişkilerinin önem sahibi olduğu, bir hukuk terimi olan keenlemyekünün gece yarılarında alınan kararlarla bizzat hukukun yerini aldığı, zenginlik ve fakirlik kavramlarının hiç olmadığı kadar anlam karmaşasında boğulduğu, kanlı ellerini milyar birimli paralarla kurulayıp dine sığınanların tekelinde olan bir sistem.. 

Dünya'da da durum çok farklı değil. Barış, ölenin kim olduğuna bağlı olarak yarım ağız dillendirilen bir sözcük sadece. İnsan onuru ise menşe meselesi. Irkçılık, kölelik, insan tecimi görünürde tarih raflarına -bir- kaldırılıyor ardından tozu üflenerek -bin- çıkartılıyor. Kefeye yüklenen silah, uyuşturucu, para her gün artarak mizanı sağa çekiyor. Sol dünyanın her yerinde bölünerek azalıyor.. 

Hiçbir şey düzelmeden, iyileşmeden hatta yaralar sarılmadan sel misali akıp sürüklüyor zaman içinde yaşamaya çalışanları ve yine de birleşmiyor kimse, el uzatmıyor, omuz omuza verip bent olalım demiyor.. 

Yıl bitmiş, tarih değişmiş ne fark eder. Şair gerçekten de nikbinlik etmiş. Ve maviliklerden bahsetmek bu kapkara günlerde toz pembe bir puf!.. 

Zaman geçiyor, tarih değişiyor, gerisi aynı, hep aynı.. 

O yüzden; örgütlenmedikten sonra, omuz omuza verip kötülükle, riyayla, çirkin ve dahi çirkef yani kalleşçe yıkarak yol alan sistem taşkınına bent kurmadıktan, bendin ardında kalanı yeniden inşa etmedikten sonra, olduğu gibi, belki de biraz daha beter gelecek yıla "hoş geldin" demek niye?.. 

Hep derim, tekrara düşerek yine diyeyim; herkesin yolu yürüdüğü kadardır, aydınlığı ise gördüğü kadar. Yürümediği yol, görmediği aydınlık, umut değil varsanıdır.. 

Bir yıl daha geride kaldı..

Tortusu çok ağır.. 

Ve fakat siz yine de boş verip benim bu bedbin iç dökmemi; sevdiklerinize sarılın, sevildiklerini söyleyin, hissettirin. Sele kapılmış gibi akan hayatta hiç değilse keşkelerden bazıları eksik kalsın. Sarılın, sevdiklerine sarılamayanların da adına. Hem belki de sevdiklerinizin varlığını bilmek; yola çıkma, aydınlığı bulma gücü verir ve birsamlar, "varsam" huzursuzluğundan silkinip sele "dur" diyen bentte bir "varım" tuğlası olur..